Alerji Nedir?
Bir hastanın iyileşmesi için sadece doktora gitmesi ve bir takım tedaviler alması yeterli değildir. Aynı zamanda kişinin hastalığını ve kendisine uygulanan tedavileri bilmesi gerekir.
Yaptığımız bir ankette hastaların sadece yüzde 40 ının hastalıkları hakkında yeterli bilgiye sahip, geri kalanın ise hastalığı ve tedavileri ile ilgili bilgilerinin yetersiz olduğunu tesbit ettik.
Kitap, ansiklopedi ve internet gibi kaynaklardan bilgi edinen bir kimse sağlıkla ilgili doğru bilgiler edinmekte ve daha hızla iyileşmekte, öte yandan bu imkanları olmayıp bilgiyi yanlış kaynaklardan, kulaktan duyma, hatta doktor olmayan kimselerden alanlar maalesef hastalıklarından kurtulamamaktadırlar.
Ayrıca, hastaların doktor tedavi ve tavsiyelerine uyması gerekmektedir.
Bir apandisit veya fıtık ameliyatında hastanın belkide zamanında doktora gitmesi veya götürülmesi yeterli olabilir ama allerjik hastalıklar çok yönlü ve çok faktörlü olduğu için doktorun gayreti kadar hastanın da kendisinden istenenleri yerine getirmesi gerekir. Bu amaçla, bize sık sorulan konuları bu kitapçıkta toparladık.
Allerji, normalde zararlı olmayan bir maddeye karşı vücudun aşırı reaksiyonudur, eski Yunanca'da "değişik reaksiyon" anlamına gelir.
Allerji’ yi şöyle de tarif edebiliriz:
Bazı kişiler çevrelerindeki maddelere; hava içindeki tozlara, yedikleri besinlere, kullandıkları ilaçlar, eşya veya kozmotiklere aşırı derecede duyarlı hale gelmektedirler. Bu gibi kişiler allerjik bünyeli olarak bilinirler. Aşırı hassasiyetten sorumlu bu maddelere de allerjen denir.
Bu maddeler vücuda solunum yoluyla, mide-barsak sistemi veya deri teması ile girebilirler. Bu aşırı duyarlığın oluşmasının nedeni çevrede allerjenlerin bulunuşu değil, kişinin allerjik bünyeli oluşudur.
Allerji tüm dünyada yaygın bir problemdir. Amerikada kronik hastalıklar arasında erişkinlerde üçüncü, çocuklarda da birinci sırayı tutmaktadır. Allerjik hastalıkların çoğu bebeklik veya çocuk döneminde başlamaktadır.
Son yıllarda allerjik hastalıkların sık görülmesinde, suni beslenme giyim ve çeşitli ilaç kullanımının da rolü olabilir.
Allerjik Hastalıklara Sebep Olan Allerjenler Nelerdir?
Allerjik hastalıklara sebep olan allerjenler çok çeşitlidir. Havada bulunan polenler, küf mantar sporları, ev tozu akarları, hayvan tüy ve deri döküntüleri gibi allerjenler, toplumda toz olarak bilinen allerjenlerdir ve solunum yollarında allerji yaparlar.
Besin maddeleri, yumurta, buğday, süt, fındık, fıstık gibi kuru yemişler, meyveler ve kabuklu deniz mahsülleri de ağız yolu ile vücudumuza girerek genellikle deride ve barsaklarda allerji yaparlar.
İlaçlarla olan allerji her organda görülebilir. Bazı bitkiler ve kimyasal maddeler de derimize dokunduklarında temas allerjilerine sebep olurlar.
Polenler
Polenler (çiçek tozları) bitkilerin fertilizasyonu için gerekli olan yaklaşık 2-50 mikron çapında yuvarlak veya oval şeklinde çok defa sarı renkli germ hücreleridir. Polenlerin hepsi allerji yapmaz.
Çiçek tozları deyince bazı hastalarımız evde büyüttükleri salon bitkilerinin, karanfil, gül gibi renkli ve kokulu çiçeklerin polenlerinin allerji meydana getirdiğini sanarlar. Oysa bu tür bitkilerin polenleri genellikle böcekler ile taşındığından, ağır ve yapışkandırlar ve havada yaygın bulunmazlar. Ancak hava ile yayılma özelliği olan, rüzgarla taşınabilen, hafif ve yapışkan olmayan polenlerin bazıları allerjik reaksiyonlara neden olabilirler.
Bu tür polenler daha çok çevremizde yaygın olarak bulunan çayır, ot ve bazı ağaçların polenleridir. Bu bitkilerin tek bir polen torbasından milyonlarca polen havaya yayılmakta ve rüzgarlar aracılığıle 300-400 km uzaklara taşınabilmektedir. Bu sebeple çevremizdeki ufak bir bölgede bulunan ağaçların veya otların temizlenmesiyle bu polenlerden kurtulunması söz konusu değildir. Rüzgar aracılığı ile taşınan polenlerin cins ve miktarı iklim şartlarına bağlıdır. Bol yağışlı mevsimlerde havadaki polen miktarlarında da artış olur. Dolayısıyla bu iklim koşullarının neticesindeki havadaki polen miktarına bağlı olarak kişinin şikayetleri de seneden seneye farklı olmakta dır. Allerjiye sebep olan bitkilerin tür ve cinsleri de o bölgenin iklim şartlarına göre bölgeden bölgeye ve memleketten memlekete değişmektedir. Memleketimizde de çeşitli iklim bölgeleri olduğu için bölgeden bölgeye tabii flora adı verilen bitkilerin tür ve cinsleri de farklıdır. Bölgeden bölgeye, mevsimlere göre farklı bitki örtüsü olmakla birlikte bazı bitkiler özellikle çayır türleri tüm dünyada yaygın olarak bulunur.
Küf Mantar Sporları
Küf cinsleri ev içinde organik maddeler ve tabiatta bitkiler ve hayvanlar üzerinde yaşarlar. Uygun hava şartlarında kendiliğinden çoğalırlar. Ev hanımları mantarları, yemeklerin küflenmesiyle, bekletilen ekmeğin, peynirin, meyva ve sebzelerin üzerinde görebilirler. Ancak mantar sporları 3-5 mikron büyüklüğünde olup polenlerden daha küçüktür.
Küf mantar sporları havaya yayılarak genellikle allerjik nezle ve bronşiel astmaya sebep olabilirler. Mantar sporları evde rutubetli yerlerde bol miktarda bulunur ve allerjisi olan kişilerde yıl boyunca rahatsızlık meydana getirir. Küf mantarlarının binlerce cinsi mevcuttur. Bu küf mantarlarının hepsi allerjenik değildir. Bazı küf mantarları faydalı olup enfeksiyonları tedavi ettiğimiz penisillin ve diğer antibiotikleri meydana getirirken, bazıları da şiddetli zehirli maddeler çıkarır, diğerleri bitki hastalıklarına sebep olmaktadırlar.
Küf mantarları çoğalmalarını havaya yaydıkları sporlar ile yaparlar. Sporlardan çıkan filizlere misellium adı verilir. Bunlar çoğaldıkları yerlerde yeşil, sarı, kahverengi veya siyah renkler oluştururlar.
Mantarlar dünyada en hızlı büyüyen ve çoğalan canlılarıdır. Küf mantar sporları polenlerin aksine hem çok miktarda spor havaya yayarlar hem de kışın karla örtülü günler dışında bütün sene boyunca çevremizde bulunurlar. Yağmur, havanın ısı ve rutubet miktarı mantarların çoğalmasında etkili faktörlerdir. Birçok mantar sporları nın havada bulunması havanın ısı ve nisbi nemine bağlı olarak mevsimden mevsime değişirken, bazan bu değişme gece gündüz arasında bile olmaktadır. Bazı mantar cinsleri büyümeleri için bahar aylarını tercih ederken diğerleri yazın çok sıcak ve rutubetli günlerinde çoğalmaktadır.
Örneğin “Monilia “ grubu mantarlar çağalmaları için ilkbahar aylarını “Alternaria” ve “ Hormodendrum” cinsi küflerde yaz aylarını tercih etmektedir. “Pullularia “ çayır ve meyva yaprakları üstünde çoğaldıkları için kış ayları hariç her mevsimde bol miktarda her yerde bulunmaktadır. Mantarlar bilhassa ev içindeki organik eşyalar üstünde çağaldıklarından çok eşyalı ve çöplü ortamlarda fazla ve hızlı çoğalırlar. Mantarların en çok sevdikleri ortamlardan biri de deniz kenarlarında bulunan yazlık evlerdir. Haftalar hatta aylarca kapalı kalan bu evlere girildiğinde burnumuza gelen küf kokusu bu sporların ev içinde artarak havaya yayılmasından ileri gelmektedir.
Ev Tozu Akarları
Ev tozu içinde allerjik hastalıklara sebep olabilen pek çok allerjen olmasına rağmen bunların en önemlisi ev tozu akarlarıdır.
Akarlar (Dermatophagoides pteronyssinus) evlerimizin bilhassa yatak odalarımızın, yatak, yastık ve yorganlarımızın doğal sakinleridir. Ancak mikroskop ile görülebilen 30-40 mikron büyüklüğünde böcek şekinde hayvancıklardır. Bunlar en çok rutubetli ve sıcak ortamda bulunan yastık, yatak ve elyaflı mobilyalar içinde yaşar ve çoğalırlar.
Dişi akarlar bir defada 25-50 yumurta bırakır. Bu yumurtalardan çıkan akarlar 3 haftada erişkin durumuna gelebilir.
Akarların belli başlı besinleri insan deri döküntüleri teşkil ederken su ihtiyaçlarını da hava içindeki rutubetten alırlar. Bu hayvancıkların canlılarından başka ölmüş ve parçalanmış doku parçaları ve dışkıları da allerjendirler. Her akarın günde 20-25 defa dışkı bıraktığı saptanmıştır.
Hayvan Tüy ve Deri Döküntüleri
Evlerde beslediğimiz evcil hayvanların deri döküntüleri ve tüyleri de sıklıkla allerjik hastalıkların nedeni olabilirler. Bu sebeple allerjik kimselerin evlerinde kedi, köpek, kuş gibi evcil hayvan beslenmesi sakıncalıdır. Bu hayvanların diğer vücut salgıları ve dışkıları da allerjen etki yapabilmektedir.
Kuştüyü yastıklar zamanla ufalanıp toz haline geldikçe solunum sistemine girmesi daha kolaylaşmaktadır. Ayrıca bunlar mantar, bakteri ve evtozu akarları için uygun üreme vasatlarıdır. Kediler köpeklere nazaran daha çok allerjeniktirler.
Kedilerin tüyleri, tükrük ve deri döküntüleri de allerjenik maddeler içerirler. Hayvan allerjenleri evlerin koltuklarından elbiselere yapışarak başka yerlere taşınabilirler. Bu sebeple kediler evden uzaklaştırıldıktan sonra evdeki halı veya eşyaların çok iyi temizlenmesi hatta mümkünse değiştirilmesi gerekir.
Besinler
Besin maddeleri bazı kimselerde ürtiker veya solunum yolu allerjik hastalıkları ortaya çıkarabilirler. Bu allerjik hastalıklar basit bir bulantı, kusma olabildiği gibi anaflaktik şok gibi çok ciddi sonuçlar da doğurabilir.
Allerjiye en sık sebep olan besinler, kabuklu deniz ürünleri, balık, fındık, fıstık, yumurta ve inek sütüdür. Bunun dışında birçok besinler de değişik allerjik hastalıklara sebep olabilir. Saf ve tabii besinlerin ortaya çıkardığı allerjik reaksiyonları suni besin maddelerin hazırlanmasında renk veya lezzet vermesi için konan çeşitli kimyasal katkı maddelerinin allerjileri ile karıştırmamak gerekir.Bu tür suni boyalı gıda maddeleri içeren besinler çok sık olarak allerjik hastalıklara neden olduğundan allerjik şikayetleri olan kişiler yememelidir.
Diğer Allerjenler
Bu sayılan allerjenlerden başka böcekler bilhassa arı sokmaları, başta penisilin olmak üzere diğer birçok ilaçlar zaman zaman allerjik reaksiyonlara neden olabilirler.
İlaç allerjilerinde sadece penisilin, sulfamitler ve insulin için tedavi vardır, diğer ilaç allerjilerinde çözüm o ilacın bir daha alınmamasıdır. Arı allerjilerinde ise aşı tedavisi ile %100 olumlu sonuç alınmaktadır.
Allerjik Hastalıkların Ortaya Çıkmasında Yardımcı Faktörler
Allerjik rahatsızlık ortaya çıkması 2 şekilde olabilir.
1- Allerjenlerin ortamda artması ile
2- Allerjenler ortamda artmadan stres, üzüntü, gripal enfeksiyon, ani iklim veya hormonel değişiklikler gibi çevresel faktörlerin allerji dengesini bozarak hastalık belirtilerini ortaya çıkarması.
Yukarıda bahsettiğimiz allerjenler tek başına allerjik hastalıkların oluşması için yeterli olmamaktadır. Bu noktada hepimizin aklına şöyle bir sual gelebilir. Bu allerjenleri içeren havayı hepimiz soluduğumuz veya aynı besinleri yediğimiz halde niçin hepimizde allerjik hastalık meydana gelmiyor?
Allerjik hastalıkların oluşmasında rol oynayan birçok başka sebepler de vardır. Bunların başında kalıtım faktörü gelmektedir. Allerjik hastaların aile fertlerini incelediğimiz zaman ebeveynlerinde veya akrabaları arasında benzer allerjik kimselerin bulunduğu gözlemlenmektedir.
Dünyada ve yurdumuzda nüfusun yaklaşık yüzde 15-20 si allerjik bünyeli olarak doğmaktadır. Bunların da yüzde 1-2 sinde hayatlarının bir döneminde bronşiel astma şikayetleri başlamaktadır. Sonuçta, memleketimizde 600,000 ile 1,200.000 milyon arasında astmalı bulunmaktadır.
Ebeyenlerin biri allerjik bünyeli olan ailelerin çocuklarınında allerjik bünyeli olma oranı yüzde 40 iken hem anne ve hem de babasının ailelerinde allerji olan çocuklarda bu oran yüzde 80 civarında bulunmaktadır. Kalıtım faktörünün dışında allerjik hastalıkların oluşmasında birçok diğer etkenler de mevcuttur.
Allerjenler enjeksiyon ile dolaşıma verildiğinde IgG tip koruyucu antikorlar oluşur. Allerjenler solunum yolundan girince IgE ile Bazofil hücresi yüzeyinde birleşerek hastalığa neden olurken, IgG ile birleşince vücuttan temizlenir.
Allerjik hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasında bu faktörler tekbaşına veya birlikte rol oynarlar. Örneğin, allerjik bir kimse sadece çayır polenlerine allerjik ise ve bu cins çayır poleni ilkbahar mevsiminde yeterli miktarda havada bulunuyorsa hastada allerjik nezle şikayetleri başlıyabilir. Bu durumda bardağı taşıran faktör sadece polenlerdir. Fakat havada polen miktarı az olduğu halde, diğer faktörler (buluğ çağı, hamilelik, menapoz) gibi hormonal değişikler de eklenerek bardağın taşması ile allerjik belirtiler ortaya çıkabilir. Aynı şekilde hastanın emosyonel durumu (aşırı sevinç veya üzüntüsü) enfeksiyon geçirmesi, ailesinin sosyal problemleri de zaman zaman bardağın taşmasında rol oynayarak hastalık şikayetlerini artırır veya yeni bir hastalık belirtisini ortaya çıkarabilir.
Çoğu zaman sevinç veya üzüntü ile allerjik şikayetlerin ortaya çıktığı görülebilir. Aslında bu ek faktörlerin hastalık belirtilerini ortaya çıkarabilmesi için temelde hastanın allerjik bünyeli olması gerekmektedir. Zira ruhsal problemi olan fakat allerjik bünyeli olmayan birçok kişide allerjik hastalık görülmemektedir.
Allerjik Hastalıkların Oluş Mekanizmaları
Allerjenler vücudumuza girdikten sonra kana geçerler orada immunoglobülin E (IgE: allerji yapıcı tip antikor) sentezlenmesine neden olurlar. Bu IgE ler bazofil ve mast hücresi adı verilen bağışıklık hücresi yüzeyine yapışırlar. IgE ler kana giren ve kendilerini meydana getiren allerjenler ile bazofil yüzeyinde birleştiğinde histamin, lökotrien ve kinin gibi kimyasal maddeler salgılanmasına neden olurlar. Kana karışan bu kimyasal maddelerin en belirgin fizyolojik özellikleri damarları genişletmek, bronş salgı bezlerini uyararak sekresyonu artırmak, bronş kaslarında kasılma meydana getirmektir.
Sonuçta solunum yollarında allerjik nezle, bronşial astma, deride atopik dermatit, ürtiker, sindirim sisteminde gastrointestinal şikayetler başlamaktadır. Bazı hallerde allerjik reaksiyon tüm dolaşım sistemini etkileyerek anafilaktik şok oluşabilir. Öyleyse allerjik bünyeli kimseler niçin bu hastalık yapıcı IgE proteinlerini sentezliyorlar? Yukarıda bahsettiğimiz kalıtım faktörü yani allerjik bünyeli kimselerin farklı bağışıklık cevabı temel etkendir. Normal bünyeli şahıslar IgE antikoru hiç yapmazken allerjik bünyeli şahıslar bu zararlı IgE tipi antikorları meydana getirebilmektedir.
Burada diğer bir ilginç durum da allerjenler solunum yolu aracılığı ile vücuda girdiğinde bu zararlı IgE antikorunu meydana getirirken aynı allerjenler aşı haline getirilip bu kimselerin deri altına enjekte edildiğinde hastalıktan koruyan farklı bir immunoglobulin IgG tipi antikor yapmaktadır. Bu IgG tipi antikorlar IgE nin aksine bazofil hücrelerin yüzeyine bağlanmaz, kan serum sıvısı içinde dolaşarak kana gelen allerjenleri yakalayarak adeta bir bekçi görevi yapmaktadırlar. Yakalanan bu allerjenler bazofil hücrelerin yüzeyindeki IgE ler ile birleşemediği için allerjik reaksiyonlar kökten yok edilmektedir.
Bu durum allerjik hastalarda uygulanan (aşı tedavisi) immunoterapi tedavisinin temel ilkesini oluşturmaktadır. Allerjik hastalıkların oluşmasında rol oynayan IgE sentezi halen araştırma konusudur. Son senelerde araştırmacılar IgE sentezine mani olarak allerjik hastalıkların oluşmasını önlemenin üzerinde çalışmaktadır.
İmmünoglobulin E
İmmünoglobülin E, allerjik bünyeli kimselerde allerjenlerin uyarmaları ile meydana gelmektedir. Normal kişilerde serum IgE seviyesi 0.01 ila 350 IU/ml arasında bulunmaktadır.
IgE seviyesi allerjik hastalıkların şiddeti ile orantılı değildir.
Örneğin normal bir şahsın IgE si 250 olurken bronşiel astmalı bir hastanın 110 olabilmektedir. Bu nedenle, sadece hastanın serum IgE seviyesini ölçerek allerjik hastalıkların teşhisini koymak mümkün değildir.
Bununla beraber atopik dermatit, allerjik bronkopulmoner asperjillosis gibi allerjik hastalıklarda, bazı immun yetmezlik hastalıklarında, birtakım tümörlerde, paraziter hastalıklarda ve virutik enfeksiyonlarda da IgE seviyeleri genellikle yüksek bulunabilir.
Allerjik Nezle (RİNİT)
Allerjik nezle sık tekrarlayan burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve aksırık nöbetleri ile kendini gösterir. Belirli mevsimlere bağlı olarak ortaya çıkabildiği gibi tüm yıl boyunca da devam edebilir.
Değişik ülkelerde yapılan araştırmalarda nüfüsun yüzde 10-15 inin allerjik nezleli olduğu tesbit edilmiştir.Aksırıklar arka arkaya10-20 atak halinde, burun akıntısı ise su gibi olup çok bol miktarda ve devamlıdır. Akıntı olmadığı durumlarda hasta burun tıkanıklığından şikayet eder. Burun tıkanıklığı burun içini kaplayan mukozanın şişmesinden olur. Bu durum çok şiddetlenir ve uzun süre devam ederse burun boşluğuna açılan yüz sinüslerinin kanalları tıkanarak kulak ve baş ağrılarına ve sinuzite sebep olur. Burun kaşıntısı da oldukça tipikdir. Hastanın çeşitli mimiklerle burnunu açmaya çalışması ve kaşıması “allerjik selam“ olarak isimlendirilir.
Allerjik nezle göz sulanması ve kaşıntısı gibi göz allerjileri ile birlikte görülebilir. Bazen damakta ve genizde akıntı veya kaşıntı hissedilebilir. Allerjik nezle sonucu oluşan tıkanıklık burun görevlerini engeller.
Burun Yapısı ve Görevleri
Burun, boğazda farenks duvarına kadar 10-12 santimetre kadar bir boyuttadır. Burun görevleri şöyle sıralanabilir.
1) Akciğerlere girecek havanın ısıtılması, nemlendirilmesi ve filtre edilerek süzülmesi,
2) Koku hissi ile yediklerimiz ve içtiklerimiz tadını almamıza yardım edici,
3) Nefes verirken dışarıya atılan havanın nem ve ısı kaybını engellemesi.
Buruna dışarıdan gelen havanın akciğerlere alınmadan önce süzülmesi, ısıtılması ve nemlendirilmesi sayesinde solunum sistemimizin alt bölümleri zarar görmekten kurtulmaktadırlar.
10 mikrondan (milimetrenin binde biri) büyük toz taneleri burunda yakalanırken iki mikrondan küçük olanlar aşağı solunum yollarına geçebilmektedir. Burunda toplanan maddeler mukosilier sistem sayesinde temizlenirler. Burnumuz adeta bir gaz maskesi gibi de fonksiyon görerek hava içindeki gazların yüzde 99 unu tutmaktadır. Bunlara rağmen kuvvetli irritan olan sülfür dioksit, formaldehit ve ozon gibi gazlar bazen aşağı solunum yollarına kadar gidebilmektedir.
Burun bir kilima cihazı gibi de görev yapmaktadır. Dışardan alınan hava burun genişliği 2-4 milimetre olan dar ve geniş mukozalı kanallarından geçerken kan ile ısı alışverişi yapmaktadır. Akciğerlere giren oda ısısındaki hava burun ucundan farenkse erişinceye kadar 37 °C dereceye ısıtılıp nemlendirilmektedir. Burun mukozası sahip olduğu 100.000 den fazla salgı bezleri ile bol miktarda salgı yapabilir. Keza burun boşluğu gerekli hallerde sinir sistemi sayesinde daralıp genişliyebilme özelliğindedir.
Astmalılarda burun tıkanıklığı nedeniyle ağızdan yapılan solunum, zaten aşırı hassas (hiperreaktif) solunum yolu olan bu hastalarda zararlı olabilmektedir. Burun tıkanıklığında ağızdan soluma ve hiperventilasyon, bronşlarda ısı kaybına neden olarak bronkospazm meydana getirmektedir. Burun hava ısı regülasyonu, burun tıkanıklığı durumlarında veya bazı cerrahi müdahalelerle bozulabilmektedir.
Astmalılarda burun tıkanıklığı nedeniyle ağızdan yapılan solunum, zaten aşırı hassas (hiperreaktif) solunum yolu olan bu hastalarda zararlı olabilmektedir. Burun tıkanıklığında ağızdan soluma ve hiperventilasyon, bronşlarda ısı kaybına neden olarak bronkospazm meydana getirmektedir. Burun hava ısı regülasyonu, burun tıkanıklığı durumlarında veya bazı cerrahi müdahalelerle bozulabilmektedir.
Allerjik nezlede burun içi damarların genişlemesi sonucu burun mukozasında şişme ve solunum yollarında tıkanma olur. Burunu tıkalı kişi ağızdan nefes almak zorunda kalır ve havanın ısıtılmadan ve nemlendirilmeden direk akciğerlere ulaşması buralarda da bazı rahatsızlıklara neden olur.
Kronik nezlesi olan şahıslarda farenjit ve buna bağlı boğaz ağrıları sık görülür. Tad alma duyusu ile ilgisi dolayısıyla burun tıkanıklığı sonucu yiyeceklerin lezzeti de alınamaz. Allerjik nezleden sorumlu allerjen çeşitleri kişiden kişiye farklıdır. Polen allerjisi olanlarda ağaç ot veya çayır türünün havaya polen yayma zamanına uygun olarak sadece ilk veya sonbaharda nezle belirtileri olur. Bu tip allerjik nezleye ”saman nezlesi” adı verilir. Ev tozu, küf mantar sporları, toz akarları veya evcil hayvanlara karşı olan nezle şikayetleri yıl boyunca devam etmektedir.
Adi nezle olarak adlandırılan gripal enfeksiyonlar ateşli olması ve kişinin bütün organlarını ilgilendirmesi çok defa senede bir defa ve belirli süre devam etmesi nedeniyle kolaylıkla allerjik nezleden ayırt edilebilir. Kışın özellikle kapalı ve havalandırmanın az olduğu yerlerde kişiden kişiye yayılabilirken allerjik nezle bulaşıcı değildir. Allerjik nezle bazen sinüzit şikayetleri ile birlikte görülebilir. Sinüziti olan şahıslarda sıklıkla burun tıkanıklığı ve akıntı olur. Bu akıntının genellikle iltihabi bir görünümü vardır. Rinoskop ve rontgen ile sinüzit teşhisi kolayca yapılabilir.
Buruna ait bazı anatomik bozukluklar, tümöral oluşumlar, polipler, eğrilikler, adenoid büyümeleri de nezleye benzer şikayetlere sebep olabilir. Özellikle burun tıkanmasının hakim olduğu bu kişilerde akıntı ve aksırık nöbetleri de olabilir ve allerjik nezleyi andırabilir. Bu bakımdan rinoskopik muayene önemlidir. Uzun süre burun-açıcı damlaları kullanan kişilerde ilaca bağlı (rinitis medikamentoza) adı verilen bir nezle türü gelişir. Bu durumda burun mukozası bir daha tamiri imkansız ölçüde zedelenir ve bunun tedavisi yoktur. Bu nedenle, bu tür burun damlalarını hekim tavsiyesi olmadan uzun süre kullanmamak gerekir.
Bronşiel Astma
Bronşial astma tekrarlayan öksürük, hırıltı veya nefes darlığı ile kendini gösteren bir hastalıktır. Bu şikayetler kısa zamanda ortaya çıktığı için bunlara “ nöbet veya kriz “ adı verilir.
Hastalık nöbetlerinin başında sadece öksürük veya göğüs üstünde ağırlık hissi olur. Şikayetlerin birkaç dakika gibi çok kısa zamanda şiddetli bir nefes darlığına sebep olması ve bunun zaman zaman tekrarlaması hastalık teşhisi için oldukça önemlidir.
Astmalı kimseler veya astmalı çocukların aileleri kendilerinde veya çocuklarında astma nöbetinin başlıyacağını hissedebilirler. Önceden tedbir alınması bu krizleri engelleyebilir. Dolayısıyla, “bir gram koruyucu tedbir, sonradan yapılan 500 gram tedaviden daha iyidir “ prensibi geçerlidir.
Astmada bronşlarda nefes darlığını oluşturan değişiklikler; bronş çevresindeki kaslarının kasılması (spazmı), bronş mokozasının şişmesi (ödemi) ve bronş içinde salgı birikmesi ile ortaya çıkmaktadır. Bu olaylar sonucunda nefes alıp verme güçleşir ve hasta öksürme ile bronşlarını temizlemeye çalışılır. Bronşlardaki darlıktan geçen hava bazen bir ıslık sesi şeklinde hırıltı meydana getirir. Bu hastalarda bazan nefes darlığı ve solunum yollarındaki sekresyon fazla artarak şiddetli hava ve oksijen açlığına sebep olur ve acil tedavi gerektirebilir.
Astmalı kişilerde kirli hava, sigara dumanı, hormonal değişiklikler veya emosyonel olaylar da nöbetlerin başlamasına ve uzamasına neden olan faktörlerdir. Bronşial astma herhangi bir yaşta başlayabilir, tedavi edilmezse tekrarlar ve kronikleşebilir.
Atopik Dermatit
Atopik dermatit, kaşıntı ve döküntü ile seyreden ve allerjik kişilerde sık görülen bir deri hastalığıdır. Bebeklerde görüldüğünde "süt ekzeması" veya "çocuk ekzeması" da denir. Vakaların yüzde 90 ında hastalık iki yaşın altında başlar.
Atopik Dermatit genellikle süt çocuğu döneminde 3-6 aylar arasında yanaklarda kaşıntılı, kırmızı, kuru deri lezyonları olarak başlar. Bu belirtiler hafif olduğu zaman bebeğe elma yanaklı, sağlıklı bir görünüm verir. Sonradan dirsek önü ve diz arkalarına ve bütün vücuda yayılabilir. Diğer allerjik hastalıklar gibi bu da bulaşıcı değildir.
İlk olarak 1885 de Besnier ve Brocq bu hastalığı tanımlamışlardır. Bütün dünyada görülme sıklığı aynıdır. Hacettepe Üniversitesinde 1963 de yaptığımız araştırmada Türkiyede atopik dermatit görülme sıklığı %2.5 olarak saptanmıştır. Allerjik bünyeli kimselerde bu oran %23 dür.
Cilt kuruluğu ve buna bağlı kaşıntı hastalığın en belirgin özelliğidir. Bebeklerde yüz ve yanaklarda deride kalınlaşma, pullanma ve kızartılar görülür. Daha ileri yaşlarda döküntüler genişleyerek alın ve boyuna da yayılır. Daha da ilerlemesi sonucunda dirsek ve diz eklemi iç yüzünde kaşıntılı odaklar meydana getirir. Bu safhaya gelmiş atopik dermatitler kronikleşmiş olduklarından deride çeşitli şekillerde görülebilir. Bazen iltihaplanarak çok daha karmaşık bir tablo haline de dönüşebilir.
Atopik dermatitlerin %80 i çocuk 3 yaşına gelince kaybolur. Fakat bu iyileşen çocukların çoğunda sonradan sık nezle burun tıkanıklığı ve akıntısı, öksürük, hırıltılı solunum şeklinde solunum sistemi allerjileri başlayabilir. Atopik dermatitli çocuklarda astma ve allerjik nezle sıklıkla görülmektedir. İyileşmeyen atopik dermatitli kimselerde deri döküntüleri vücutta, kol ve bacaklarda yuvarlak veya oval döküntüler şeklinde görülür. Bu şekildeki atopik dermatite sıklıkla numuler ekzema veya juvenil ekzema adı da verilmektedir.
Buluğ çağı sonrasına da devam ettiği takdirde kuruluk ve pullanma daha da artar ve döküntüler daha da yaygınlaşır. Dirsek, boyun, omuz başı, el veya ayak sırtlarında yerleşme eğilimi gösterir. Bazen tek bir noktaya yerleşerek, vücudun diğer bölgelerinde iyileşse bile o noktada sabit olarak uzun yıllar kaldığı da olabilmektedir. Nadir olarak da bazılarında erişkin yaşlarında da devam edebilir. Bu durumlarda deri bulguları şekil değiştirir kol, bacak ve vücutta yuvarlak veya oval şekilde kendini gösterir.
Serum IgE seviyesi bu hastalarda oldukça yüksektir. Genellikle mevsimlere bağlı olarak havadaki nem seviyesi ve emosyonel faktörler etkili olur. Sebep olan allerjenler tam bilinmemekle beraber genellikle başlangıçta buğday, süt, ve yumurta gibi besinler sonradan da polen, mantar sporları ev tozu akarları rol oynayabilirler. Birçok allerji uzmanı süt çocuğu döneminde inek sütünü belirli bir süre diyetten çıkarmayı ve yumurtayı bir yaşına kadar başlamamayı rutin olarak uygulamaktadır.
Tedavi, kuruluk için katı vazelin, kaşıntı için antihistaminik ilaçlar ve döküntüler için de kortizonlu merhemler kullanılır. Ancak önleyici tedbirler tedaviden daha önemlidir. Bu tedbirler şunlardır.
1) Vücudun kuru yerlerinin ihtiyaca göre sıklıkla yağlanması. Bu yağlama için en uygun madde katı vazelindir, losyon tarzı yumuşak sıvı kremler kuruluğu daha da artırabilir.
2) Ciltde kuruluk yapıcı durumlardan kaçınmak. Sıcak banyo yerine ılık duş tercih edilmesi vs.
3) Deride aşırı tahriş yapıcı durumlardan sakınılması; aşırı kaşıma, havlu ile aşırı kurulama veya keselenme, yünlü fanila veya elbisenin direk temas etmesi gibi.
Ürtiker Anjioödem
Ürtiker, yaşantımızın herhangi bir döneminde ve vücudumuzun herhangi bir yerinde ortaya çıkan büyüklüğü birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişen şekillerde çok kaşıntılı ödem plaklarıdır.
Bazen ufak noktacıklar halinde başlayıp birbirleriyle birleşerek çevresi düzensiz ortaları uçuk renkte bir haritayı andırabilir. Ürtikerin bir belirgin özelliği de kendiliğinden batıp çıkabilmeleridir. Kaybolduktan sonra aynı yerde veya vücudun başka bir noktasında tekrar edebilirler. Bu batıp çıkmalar 6 haftadan fazla devam ederse "kronik ürtiker" adını alır. Çok küçük olanlara "papuler" ürtiker adı verilirken büyüklerine "dev ürtiker", göz kapakları, dudak ve iç organların şişmeleri ile birlikte olanlarına da "angioödem" adı verilir. Yüzde ve gözkapaklarında oluşan anjioödem kozmotik bakımdan önem taşırken mide barsak sistemini tuttuğunda karın ağrısı, bulantı kusma ishal yapabilir.
Beyinde olduğunda başağrısı ve nörolojik belirtiler olur. Ürtikerlerin stratejik olarak en tehlikeli olanı üst solunum yollarında olanıdır. Larinks de meydana gelen anjioödem solunum yolunu tıkayarak ölümle sonuçlanabilir. Bu bakımdan ürtiker/anjioödem oluştuğunda mutlaka bir doktora müracaat edilmelidir. Bu tip reaksiyonları meydana getiren sebepler daha çok ilaçlar bilhassa penisilin enjeksiyonları, sülfonamid grubu antibiotikler ve arı sokmalarıdır. Çocukların yüzde 10-15, erişkinlerin yüzde 20-30 u hayatlarının herhangi bir döneminde ürtiker geçirmektedirler.
Ürtiker sebepleri çok çeşitlidir. Bazı vakalarda hiçbir sebep bulunamıdığı için bu tip ürtikerlere sebebi bilinmiyen manasına gelen “idiopatik ürtiker“adı verilir. Ürtikerler her hangi bir kimsede bünyesi allerjik olsun veya olmasın ortaya çıkabilir.
Ürtiker Tipleri
İlaçlar, besin ve katkı maddeleri, virüs, bakteri, mantar gibi enfeksiyon ajanları, böcek ısırmaları, soğuk, sıcak, ışık, travma gibi fiziksel etkenler ve bazı sistemik hastalıklar ürtikere sebep olabilirler. Ürtikere sebep olan besinlerin başında fıstık gurubu kuru yemişler gelmektedir. Kabuklu deniz mahsülleri, süt, yumurta, çilek ve diğer herhangi bir besin de sorumlu olabilir.
Ürtiker sebebi olarak besinler allerji yapabildiği gibi besinlerin hazırlanmasında kullanılan renk, lezzet veya konserveleri için ilave edilen katkı maddeleri de allerji yapabilir. Besin sanayisinde kullanılan bu katkı maddelerinden sağlıya zararlı olmayanları bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygın olarak kullanılmaktadır. Fakat son senelerde dünya sağlık teşkilatı bu maddeleri allerjiye sebep olmaları yönünden yeniden incelemeye almıştır. Bunlardan en sık kullanılanları tartrazin (sarı renk), amaranth (vişne rengi), eritrosin (pembe renk), ponso 4R (kırmızı renk), indigotin (mavi renk) gibi katkılar ve koruyucu olarak kullanılan sülfitli maddelerdir.
Allerjik bünyeli kimselerde ürtikerler nadir olarak polen, mantar sporları, hayvan tüy ve deri döküntüleri ile de meydana gelebilir. Böyle durumlarda ürtikerler genelde solunum sistemi allerjileri ile birlikde görülür.
Fiziksel ürtiker soğuk, sıcak, gibi ısı farkı veya deriye baskı uygulandığında görülür. Böyle kişilerde iç çamaşırları lastiğinin izi şeklinde o bölgede ürtiker plakları oluşabilir.
İlaç Allerjisi
İlaçların kullanıldığında tedavi dışında vücutta istenmeyen etkiler ortaya çıkarmasına "ters ilaç etkisi" denir. Bu ters ilaç etkilerinden biri de allerjik reaksiyonlardır. Her yanetki allerjik etki değildir. Örneğin, sıklıkla kullandığımız antihistaminik ilaçların solunum yollarındaki 'H' reseptörlerini bloke ederek olumlu etkisini göstermesinin yanısıra merkez sinir sistemindeki benzer reseptörleri de bloke ederek uyku yapması ilacın yan etkisi olarak bilinir. Aynı antihistaminik, bir kişide birkaç saat uyku yaparken farklı bir şahısta uyku etkisinin günlerce devam etmesine "ilaç entoleransı" denir. Yine, antihistaminik ilacı alan kişide beklenmeyen bir yan etki, örneğin kulak çınlaması veya havale görülmesi, ilaç idiosinkrazisi olarak bilinir. Bu tür ters ilaç etkileri ilacın farklı kişilerde ve dokulardaki farklı farmakokinetik ve metabolik etkileri ya da birkaç ilacın birlikte kullanılması sonucu ilaç etkileşimleri nedeniyle ortaya çıkmaktadır.
İlaçlar genel olarak ilk kullanımında değil, ancak tekrarlayan kullanımınlarında allerjik reaksiyonlara sebep olmaktadırlar. Allerjik ilaç reaksiyonları diğer ters ilaç etkilerinden farklı olarak daha nadir olarak görülür ve immunolojik mekanizmalarla meydana gelir. Kullanılan ilaçların çoğu aslında ufak molekül ağırlıklı olmaları nedeniyle bağışıklık sistemini uyaracak allerjen özelikli değildir. Ancak, ufak moleküllü bu ilaçların bazıları karaciğerde metabolize olarak sistemik dolaşıma geçtiğinde serum proteinlerine bağlanabilme özelliği kazanarak bağışıklık sistemini uyarabilirler.
Bağışıklık sistemi vücuda yabancı olan bu maddeye karşı tüm koruma mekanizmalarını çalıştırır. Sonuçta bu bileşik vücuda zararlı olamayacak şekilde yok edilir. Ancak, bu koruma mekanizmalarında kurtulabilenler immunolojik ilaç reaksiyonları olarak kendini gösterir. İlaç allerjik reaksiyonları genellikle deri, solunum, dolaşım ve sindirim sistemi veya eklemlerde ortaya çıkar. Teşhiste en önemli nokta ilacı alan kişideki şikayetlerin yukarıda bahsedilen allerjik reaksiyonlara bağlı olup olmadığının tesbitidir.
İlaçlara yönelik tedavide asıl amaç reaksiyonların tekrarını önleyerek hastayı korumaktır. Penisilin ve insulin gibi birkaç ilacın reaksiyonlarını önlemeye yönelik desensitizasyon tedavisi oldukça başarılıdır. Bunun dışındaki durumlarda genellikle en etkin tedavi doğru teşhis koyarak o ilacın kullanılmamasıdır.
Anaflaktik Şok
Hastanın allerjik olduğu allerjen ani olarak ve çok miktarda bilhassa enjeksiyon şeklinde vücuda verildiğinde kanda bazofil hücreleri içinden çıkan kimyasal maddeler bütün vücutta yaygın allerjik reaksiyon meydana getirir. Sonuçta, kan damarları genişler, kan basıncı düşer. Kan basıncının belli bir seviye altına inmesi sonucu beyine kan gidemez ve şok hali ortaya çıkar.Buna "anaflaktik şok" adı verilir.
Çocukluk yaşlarında oldukça nadir görülür. Penisilin enjeksiyonları ve arı sokmaları en sık görülen anaflaksi nedenleridir.
Allerjik Hastalıkların Teşhisi
Allerjik hastalıkların teşhisi dikkatli bir hastalık hikayesi alarak ve klinik muayene ile yapılır. Teşhis için özel bir laboratuar bulgusu yoktur ancak bazı testler allerjik hastalıklarla karışabilecek diğer hastalıkların ayırt edilmesi için gerekebilir.
Hastalık şikayetlerinin mevsimlerle ilgisi araştırılarak hangi grup allerjenlerin hastalık belirtilerinin ortaya çıkardığı belirlenir. Allerjik hastalıklara sebep olan allerjenleri tesbit etmek için deri testleri yapılır. Bazı durumlarda da hastaya şüpheli allerjeni çok az miktarda ağız veya solunum yolu ile vererek provokasyon testleri uygulanır. Diğer bir teşhis yöntemi de hasta serumundaki allerjene özgül IgE tayini (Radio Allergo Sorbant Test, RAST) veya lökositlerden histamin salınımı ölçümüdür
Allerji Deri Testleri
Deri testleri allerjenlerin belirli konsantrasyonda çok küçük miktarda deri içine enjekte edilmesi şeklinde yapılir. Hasta bu allerjenlere karşı allerjik ise test yapılan yerde 10-20 dakika içinde kızarıklık ve şişlik (ödem plağı) oluşur. Bu kızarıklık ve ödem plağı büyüklüğüne göre +1, +2, +3, +4 olarak test sonuçları değerlendirilir. Bu derecelendirmeye göre ilerde başlanacak aşı tedavisinin (immünoterapi) ilk dozu tesbit edilir.
Hastaya ne tür allerjenlerin test yapılacağı ve bu test sonucuna göre planlanacak allerji aşı tedavisi için hastaya enjekte edilecek ilk dozun tesbiti tamamen bir uzmanlık işidir. Zira literatürde aşıların sistemik ve ölümcül reaksiyonları deri testleri yapımında veya ilk aşı dozu verilirken olduğu rapor edilmektedir. Deri testleri polen, küf mantar sporları, ev tozu akarları, arı venom allerjileri ile bazı besin ve ilaç (penisillin) allerjileri teşhisi için yapılabilir.
Solunum Fonksiyon Testleri
Özellikle bronşial astma teşhisinde ve takibinde solunum fonksiyon testleri uygulanır. Bu test ile hastanın solunum kapasitesi ölçülür.
Rinoskopi
Rinoskopi, endoskopi aleti ile üst solunum yollarının incelenmesidir. iberoptik teknolojisi ile kıvrılabilen ışık kaynaklı ince bir hortum ile üst solunum yolları burun, sinusler, geniz bölgesi ve ses tellerine kadar olan bölge incelenebilir. Bu bölgelerde allerjik hastalık belirtileri ve diğer anatomik bozukluklar kolayca teşhis edilmiş olur.
Timpoanogram
Allerjik solunum yolu rahatsızlığı olan kişilerde sıklıkla kulaklarda “seröz otit” adı verilen sıvı birikmesi ve buna bağlı şikayetler oluşur.
Timpanogram bir çeşit sonogram aletidir. Kulak zarına ses dalgası verip, geri gelen dalgaları aynı sonogram aletinde olduğu gibi algılar. Kulak zarı normal yapıda ise ses titreşiminden etkilenerek hareket ederek timpanogram ekranında normal bir hareket eğrisi çizdirir.
Allerjik seröz otitli kulak zarı ise anormal grafik çizimleri ile teşhis edilebilir.
Odiogram
Seröz otitli hastalarda işitme kaybı odiogram aleti ile takip edilir. Odiogram ile sessiz bir odada kulak içine değişen desibel şiddetinde ses verilir ve kişinin duyma grafiği çizilir.
İşitme kaybı seröz otit tedavisi ile iyileşmediği durumlarda daha ileri tetkikler gerekebilir.
Allerjiden Korunma Tedbirleri
Allerjik hastalıklardan korunma hastalığa sebep olan allerjenlerin hasta çevresinden uzaklaştırılması ile başlar. Buna "elimininasyon" adı verilir.
Eliminasyon, allerjenlerden sadece besin, ilaç ve evcil hayvanlar için mümkündür.
Solunum yolu ile vücumuza giren allerjenlere (polen, küf mantar sporları, toz akarları) karşı ancak sınırlı eliminasyon uygulanabilir.
Emilinasyon
Bilhassa besin ve ilaç allerjilerinin tedavilerinde en etkili ve emin yol eliminasyon yani o maddelerin hasta tarafından kullanılmamasıdır. Allerjik hastalıklara sebep olan bu allerjenler ağız yolu ile vücuda girdiği için hastanın bu maddelerden uzak kalması mümküdür. Aynı şekilde evde beslenen kuş, kedi veya köpek gibi evcil hayvanların da evden uzaklaştırılması gerekmektedir. Fakat allerjik nezle ve bronşiel astmaya sebep olan polen, küf mantar sporları ve ev tozu gibi gibi allerjenler havadan solunum yolu ile vücudumuzagirdiklerinden bunların tam eliminasyonu mümkün olmasa bile kısmen azaltılması bile hastalığın belirtilerini hafifletebilir.
Solunum yolu allerjisi olan hastaların çevresindeki ev tozu allerjenlerinin azaltılması çok önemlidir. Evde en ileri teknoloji ile çalışan elektrikli süpürgeler bile olsa, hasta temizliğini kendi yapmamalı hatta temizlik yapılırken evde bulunmamalıdır. Kısa bir süre toz içinde kalan bir hastanın solunum sistemine depolanan tozlar (ev tozu akarları, küf mantar sporları) günlerce hatta haftalarca allerjik şikayetleri devam ettirmeye yeterli olabilir.
Böyle hastaların herhangi bir maske kullanması da aldatıcı olur, çünkü bu tozlar 3-5 mikron küçüklüğünde olduğundan maskeden hava ile birlikte solunum sistemine geçebilir. Ancak böyle hastalar ıslak bezle burun ve ağızlarını kapayarak sehpa veya masa üstü tozlarını alabilirler.
Eliminasyon hastanın günlük zamanının üçte birini geçirdiği yatak odasında ciddi şekilde yapılmalıdır. Buna göre;
1) Hastanın yatak odası en az ayda bir defa evden başka yere taşınılıyormuş gibi tamaman boşaltılır. Oda temizlendikten sonra odaya yalnız hastanın günlük ihtiyacı olan elbise, kitap ve günlük gerekli eşyalar temizlenerek tekrar konur.
2) Odanın perdeleri yıkanır ve her tarafı ıslak bezle silinir.
3) Yatak, yastık ve yorganları sentetik elyaf olanları tercih edilir. Bunlar da ayda bir 60 derecede yıkanmalıdır. Kuş tüyü ve yün yastık yorganlar odadan dışarıya çıkarılmalıdır.
4) Çocuğun sadece plastikten yapılmış veya 60 derecede yıkanmış oyuncaklar ile oynamasına musaade edilir.
5) Piyasada satılan bazı kimyasal maddeler ile ev akarlarının azaltılması mümkündür. Fakat 2-3 ayda bir tekrar edilme zorluğu ve pahalı olması nedeniyle yaygın kullanılmamaktadır.
6) Ev içinde kuş, köpek ve kedi gibi evcil hayvan beslenmemeli ve sigara içilmemelidir.
Küf Mantarları ve Sporlarından Korunma
Genelde küf mantar sporları rutubetli ortamda çağaldılkları için hasta çevresindeki havanın rutubet oranının yüzde 35 ın altında tutulmasına gayret edilmelidir. Yaz aylarında klima veya diğer mevsimlerde nem alıcı aygıtlarla mümkün olabilir.
Mantarlar çöp tenekelerinde çok hızlı üreyebildiği için çöplerin uzun süre ev içinde bekletilmemesi gerekir. Yatak odalarında mümkünse duvardan duvara halı olmaması tercih edilmelidir. Mantarlar rutubetli ve karanlık dolaplarda çok rahat ürediği için buraya konan eşyalar kuru ve temiz olmalıdır.
Ev çiçekleri fazla zararlı olmamakla beraber çok miktarda olduğu zaman bulundukları odanın rutubetini artırarak mantar sporlarının artmasına sebep olabilirler. Ayrıca saksı toprakları üstünde küf mantarları kolay büyüyebildikleri için topraklarının karıştırılması ve havalandırılması da faydalı olabilir.
Yazlık evler, antika eşya satan dükkanlar, yeşil seralar, otel odaları ve bodrum katlar mantar sporları bakımından çok zengin yerlerdir. Ev ve arabalarda bulunan ve uzun süre kullanılmıyan klimalar ilk kullanıldıkları günlerde içinde çoğalan küf mantar sporlarını bol olarak havaya yaydıklarından hastaların dikkatli olmaları gerekir.
Sulandırılmış bazı deterjanlar ile küflü yerleri temizleyerek mantarların çoğalmalarını yavaşlatmak mümkün olabilir. Allerjik hastaların yazlıklarındaki bütün kış havalanmayan evlerine ancak temizlik yapıldıktan, ve eşyaların temizlendikten sonra gitmeleri tavsiye edilir.