Sağlık, Hastalıklar, Doktor, Hemşire, Cilt Bakımı
Kasım 20, 2008, 01:40:55 ÖS *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: SMF - Just Installed!
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara GiriÅŸ Yap Kayıt  
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: YaÅŸlanma  (Okunma Sayısı 89 defa)
angel
Global Moderator
Hero Member
*****
Mesaj Sayısı: 5148


Üyelik Bilgileri
« : Kasım 09, 2007, 02:31:29 ÖÖ »

neden yaşlanırız?
Yaşlanma bir dizi yetersizlik belirtisi olarak da algılanabilir. Bu olgular hücrenin biyolojik-kimyasal ve moleküler genetiği düzeyinde gerçekleşir. Yaş ilerledikçe, hücrenin kendi kendini yenilemesi yeterliliği düşer, hücreler arası madde değişimleri yavaşlar, okside dayalı işlevler serbest sonucu oluşan serbest radikaller bağışıklık sistemini etkiler. Vücut, hücrelerini tamir etmekte zayıflık gösterir. Dokular zehirlerden arınamaz, sağlıklı besin alamaz. Vücutta potansiyel tümör hücreleri oluşma riski artar.


Ayrıca yaşlılıktan dolayı hormonların düşüş göstermesi önemli kimyevi maddelerin kaybı, hücreler arasındaki bağlantıları bozar. Tüm vücut tehlikeye girer ve sağlamlık konumu sarsılır. Yaşlanma sonucu hastalanmalar, fiziki ile zihinsel faaliyetlerin düşüklük göstermesi bir doğal sonuç olarak ortaya çıkar.


Balans içinde tutulan hücreler arası madde değişimleri önemli rol oynar. Burada dengeli beslenmenin yanı sıra, yeteri derecede hareket ve ruhsal balansın korunması, eksik kalan hormon ve minerallerin, vitaminler, enzimler, amino asitler ve nörotransmiterlerin sağlanması önemlidir.


Hormonlar, vitaminler, mineraller insan vücudunda bulunan doğal maddelerdir. Bunlar vücudun biyolojik-ekolojik tedavi şeklini oluştururlar.


Yaşlanma işlevleri hakkında Amerikan üniversitelerinde yapılan sayısız araştırmalar sonucunda eksik kalan etki maddelerinin tamamlanması ile, yaşlanmasının geciktirildiği ve sağlığın mükemmelleştirildiği görülmüştür.


yaÅŸlanma ile ilgili kavramlar
"Yaşlanma bozulan bir süreçtir. Ölçülen şey, yaşayabilirlikteki azalma ve zarar görebilirlikteki atmadır. Yaşlanma, kronojik yaş arttıkça, giderek artan bir olasılıkla, ölüm olarak kendini gösterir."

   "YaÅŸlanma, döllenme ile baÅŸlayan, zaman akışı içinde normal olarak ortaya çıkan tüm deÄŸiÅŸimlerin toplamına denir."

   "YaÅŸlanma karmaşık bir olaydır ya da olaylar toplamıdır; ilerleyen kronolojik yaÅŸla birlikte ortaya çıkan biyolojik, sosyal ve psikolojik deÄŸiÅŸimlerin toplamıdır. Bu iç ve dış deÄŸiÅŸiklikler, ayrıca etkileÅŸebilir ve birbirine baÄŸlı olabilir."

   "YaÅŸlanma genetik bir programla düzenlenen ve organizmaıyı yapısal ve iÅŸlevsel deÄŸiÅŸimlerle ölüme götüren olaylar toplamıdır."

   "YaÅŸlanma, insanın normal bedensel ve ruhsal iÅŸlevlerinin giderek azalmasıdır."


Günümüzde birçok kaynak yaşlılık sınırı olarak 65 yaşı kabul etmektedir. Geriatri (yaşılılık ve hastalıklarını konu edinen bilim dalı) kaynakları ise daha çok 75 yaş sınırını kabul ederler. Ancak her iki değerde sübjektif seçimlerdir. Kronolojik yaş aslında yaşlanma sürecinin ulaştığı evrede etkili olan birçok parametreden sadece birisidir.

Genç erişkinliğin sonlarından başlayarak birçok organın işlevsel kapasite ölçümleri yapıldığında giderek artan bir azalımın söz konusu olduğu görülmektedir. Bir orta yaş platosu söz konusu değildir. Yaşlanma süreci 45 yaş sınırından itibaren bir çok işlevsel kapasitenin lineer olarak azalımı biçiminde ilerlemektedir. Bu süreçte önemli farklılıklar olabilir...


bazı bilimsel kavramlar
Biyolojik YaÅŸlanma:

Yumurtanın döllenmesiyle başlayan ve tüm yaşam boyu süren bir olgudur. Zamana bağlı olarak bireyin anatomi ve fizyolojisindeki değişimlerdir.


Kronolojik YaÅŸlanma:

Geçen zamana göre birer yıllık birimler esas alınarak yapılan yaşlılık tanımını belirtir. Toplumda bunun karşılığı "yaş" 'tır.


Patolojik YaÅŸlanma:

Genellikle dış faktörler etkisiyle oluşan, normal yaşlanma süreci ile etkileşen patolojik olayların tümünü kapsamaktadır.


Psikolojik YaÅŸlanma:

Bireyin davranışsal uyum yeteneğindeki yaşa bağlı değişimlerdir.


Sosyal YaÅŸlanma:

Zaman akışı içinde edinilen sosyal huy ve sosyal konumun ve bireylerin sosyal rollerinin değişmesidir.




Yaşlanma süreci
Yaşlanma süreci beş aşamada incelenmektedir;


1. Moleküler Yaşlanma:

Yaşlılıkta kollajen birikimiyle oluşan hücre içi ve hücreler arası köprülerin tendon, deri ve kan damarlarında sertleşmeye yol açtığı ileri sürülmektedir. Bu tip çapraz bağların enzim ve diğer moleküller arasında da oluşabilmesi söz konusu moleküllerin yapısal ve işlevsel değişikliğe uğramasına da neden olmaktadır.


2. Hücresel Yaşlanma:

Yaşla birlikte ortaya çıkan mutasyonlu (değişime uğramış) hücrelerin artımının önemli bir yaşlanma olgusu olduğu düşünülmektedir. Çevresel faktörler ve kimyasallar söz konusu değişime uğramış, bozulmuş hücre birikiminde önemli rol oynamaktadır.


3. Doku ve Organ Yaşlanması:

Yaşlanma sürecindeki organdaki değişiklikler hücre işlevlerinde ilerleyen biçimde azalma, stres durumlarında devreye giren yedek kapasitenin azalması, sinirsel işlevlerin azalması, duyusal değerlendirme yetisinin yitirilmesi biçiminde olmaktadır. Toplam vücut sıvısında azalma, kas dokusunda gerileme olur. Yağ dokusu artar.


4. Bireysel YaÅŸlanma:

Ölümle sonuçlanacak biçimde canlılık etkinliklerinde giderek azalma olması olarak tanımlanmıştır. Yaşın ilerlemesiyle birlikte kalp, dolaşım, böbrek, solunum ve bağışıklık sistemlerinin işlevlerinde sürekli bir azalma söz konusudur. Fakat bunda çok önemli bireysel farklılıklar olabilmektedir. Kişi ileri kronolojik yaşa ulaşmasına rağmen yaşlılık belirtileri görülmeyebilir. Ya da kronolojik yaşının genç olmasına rağmen ileri derecede bireysel yaşlılık belirtileri ortaya çıkmış olabilir.


5. Toplum Yaşlanması:

Toplumların yaş özellikleri kültürel, ekonomik, sosyal faktörler ve sağlık koşullarına bağlı bir durumdur.




Biyologlar yaşamı üç belirgin evrede ele alırlar:
1. Embriyolojik GeliÅŸim:

Spermin yumurtayı döllediği andan başlayarak doğuma kadar olan evreyi kapsar.


2. Büyüme ve Olgunluğa Erişme:

Büyüme organizmanın doğumdan ergenliğin sonuna kadar olan evreyi kapsar.


3. Yaşlılık:

Vücudun yapı ve işlevlerindeki geriye dönüşü olmayan bozulmaların görüldüğü ömrün son evresidir.


Bu üç evre topluca "ömür uzunluğu" olarak bilinir.

İnsan yaşlanması döllenmeyle başlar, gittikçe hızlanır ve orta yaş sonuna doğru (ömrün 5. ve 6. on yılı) dış görünüşteki yaşlanma belirtileriyle (saç ağarması, deri kırışması, kas gücünün zayıflaması) tanımlanabilir duruma gelir. Yaşlanma, bel bükülmesi, yavaş hareket etme ve bazı duyularda zayıflama (özellikle görme ve işitme) ile artar. Ayrıca unutkanlık ve kavgacılık eğilimi gibi tipik kişilik değişikliği ve belirli bazı kronik hastalıkların sıklığının artışı ile kendini gösterir.



Bu yüzyılın ikinci yarısında nüfus içindeki 65 yaş ve üstü insanların sayısı artış göstermektedir. Türkiye 'de de bu yüzde 1985 'te 4,2 iken 1995 'te 4,7 dir. 2005 'de tahminen 5,5 olacaktır.


fizyolojik deÄŸiÅŸiklikler
Yaşlanma ile birlikte organ sistemlerinde meydana gelen fizyolojik değişiklikler, genellikle normal koşullar altında vücut fonksiyonlarını belirgin şekilde etkiler nitelikte olmayıp, daha çok sistemlerin yedek kapasitelerini azaltır. Çeşitli stres koşulları altında yaşlı bünye, daha çok sistemlerin yedek kapasitelerin azalımı sonucu fonksiyonunu arttırmaya bilir.

Boşaltım Sistemi
Yirmili veya otuzlu yaşlardan itibaren böbreklerin kitlesinde ve fonksiyonunda azalma başlar. Bu azalma yılda yaklaşık %1 oranındadır. Böbrek kitlesindeki kayba ek olarak kırk yaşlarından sonra glomerül kaybına bağlı olarak böbreğin süzme fonksiyonunda belirgin bir azalma olur.

Mesanenin kapasitesi de ilerleyen yaşla birlikte azalır. 65 yaş civarında normalin yaklaşık yarısına iner. Diğer yandan mesanenin kasılmalarının zayıflaması nedeniyle 100 mililitreye varan idrar retansiyonu gözlenir. Vücudun bağışıklık sisteminin zayıflaması ve idrar retansiyonunun oluşması nedenleriyle yaşlılarda boşaltım sistemi enfeksiyonlarına eğilim daha fazladır.


Sindirim Sistemi

Yaşlanmanın sindirim sistemindeki genel etkisi hareket, salgı ve emilim kapasitesindeki azalmadır. Fakat organların yedek kapasiteleri yeterince büyük olduğu için, fizyolojik parametrelerdeki bu değişiklikler gerçek işlev bozukluklarına neden olmaz.


Dolaşım Sistemi

Yirmi - seksen yaşları arasında kalp kas hücrelerinin boyutları büyür ve buna bağlı olarak sol kalp duvarının kalınlığında hafif derecede bir artış olur. Kalp kitlesinde yaşla meydana gelen bu artış, buna eşlik eden hastalığı olanlarda (hipertansiyon, koroner arter hastalığı) ve spor yapanlarda daha fazladır. İlerleyen yaşla birlikte damar duvarlarının sertliği birkaç misli artar.

Solunum Sistemi

Yaşlanmanın solunum sisteminde yol açtığı belli başlı değişiklikler, rezidüel (artık) hacimdeki artış ve kanın oksijenleşmesindeki azalmadır. Yaşlanma akciğer elastisitesinde dolayısıyla akciğer kapasitesinde azalmaya yol açar.


Kas - İskelet Sistemi

Yaşlanma kemik dokusunun hem miktarını hem de niteliğini etkiler. Kemik kitlesinde ve kemik kuvvetinde azalma meydana gelir. Kadın ve erkeklerde kemik kaybı yaklaşık yirmi beş yaşlarında başlar, kayıp düzeyi kişiler arasında belirgin farklılıklar gösterir. Yaşlanmayla birlikte kemik yapımı ve yıkımı arasındaki denge bozulur. Altmış - yetmiş yaşındaki kişilerin kas kitlesi % 25-30 oranında azalmıştır. Kas kitlesindeki azalmaya, vücudun yağ depolarındaki artış eşlik eder.

Yaşlı kaslarda ATP (enerji) depolarının azalması yorulmayı çabuklaştırır.


Cilt

İlerleyen yaşla birlikte epidermis giderek incelir. Kıl köklerindeki pigment hücrelerinin yok olması kıl gövdesine düşük miktarda pigment içeren hücrelerin katılmasına ve kılların beyazlaşmasına yol açar.

Yaşlanmayla beliren cilt kırışıklıkları bağ dokusu epidermisteki değişikliklerin bir sonucudur. Cilt çok miktarda kollajen protein lifi içerir. İlerleyen yaşla birlikte kollajen lifleri kalınlaşır. Kalın, kaba demetler oluşturma eğilimi gösterirler. Aralarında çeşitli moleküler çapraz bağlar oluşur. Bütün bu değişiklikler cildin elastikiyetini kaybetmesine yol açar. Sonuç olarak, cildin sık sık katlandığı bölgelerde özellikle göz ve ağız kenarları ile alında kırışıklıklar belirir.



YaÅŸlanma ve  çevre
Yaşlanma ile birlikte çevresel faktörlere, kimyasallara verilen cevap oldukça önemli değişiklikler göstermektedir. Yaşlılar istirahat koşullarında normal işlevlerini sürdürüyor görülseler bile çevresel streslere uyum gösterebilme yeteneklerinde önemli ölçüde azalma olmaktadır.

Yaşlılar enfeksiyonlara kolayca yakalanmakta, enfeksiyonlardan daha büyük oranda etkilenmekte, sıcak ve soğuk stresini daha az tolare etmekte, ilaç verilişinden sonra toksisite, yan etki gösterme riskleri daha büyük oranda olmaktadır. Yaşlıların çevresel kimyasallardan etkilenme derecesi daha büyüktür. Bu etki hem kronk etki hem de birikim etkisi olarak önemli boyutta olabilir. Yaşlıların ilaçlara verdiği yanıtların değerlendirilmesi çevresel kimyasallarında etkilerinin derecesi hakkında da fikir vermektedir.

Yaşlanma fizyolojisinin bize verdiği ipuçları yaşlıların çevresel etkilenmelere karşı daha dayanıksız ve dirençsiz olduklarını göstermektedir. Örnek olarak Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı ve motor nöron hastalığı gibi durumlar merkezi sinir sisteminde lokal çevresel etkinin önemli olduğu hastalıklar olarak belirmektedir.



yaşlanma kuram ve varsayım
Bilimsel olarak yaşlanmayı açıklayabilmek için 130 'u aşkın kuram ve varsayım ileri sürülmüştür.
Bunlardan en önemlileri;

 Aşınma ve Yıpranma Varsayımı

 Tükenme ve Birikme Varsayımı

 Moleküler Çapraz BaÄŸ Varsayımı

 Serbest Radikal Kuramı

 Somatik Mutasyon Kuramı

 Programlı GeliÅŸim Kuramı

 Autoimmun Kuramı

 Kalıtım Kuramı

 DNA 'daki Senesens Genleri

 Mitokondriyal DNA Kuramı

 Hormonal Kuram


Bugün bilim çevrelerinde benimsenenler somatik utasyon kuramı, serbest radikal kuramı, programlanmış kalıtım kuramı, otoimmun kuramı, telomeraz kuramı ve hormonal kuramdır. Bu kuramların hemen hemen hepsi gen ya da genomla ilişkilidir.


yaÅŸlanma ve genler
Ömür uzunluğunu belirleyen asıl etken genetik yapıdır. Bu yapı zigottan ergin canlıya kadar canlı gelişimi sırasında, tüm hücrelerin farklılaşmasını ve belirli işlevleri yapmasını sağlayan kalıtsal özelliklerdir. Diğer bir deyişle gelişmeyi yönlendiren bir genetik program vardır.

Hücrelerde, serbest radikaller denen zararlı kimyasalların olumsuz etkisi her yaşta görülür. Bunları zararsız duruma getirmek üzere, koruma ve tamir mekanizmaları gelişmiştir. Bu mekanizmalardan en önemlisi enzim sistemleridir. Ancak bunları korumayı bir dereceye kadar yapabilir. Bu enzimlerin yapısı, sayısı ve etkinlikleri yine genlerle belirlenir. Ayrıca bu serbest radikaller hücredeki proteinlere ve lipidlere olduğu kadar DNA ve RNA 'ya da olumsuz etki yapabilir. Bunların bazıları tamir enzimleri ile onarılır. Birçoğu ise, özellikle ileri yaşlarda onarılamaz. Böylece moleküller düzeyde bir bozulma, örneğin DNA 'da şifre şaşırması olur, bu da sonuçta hücrede yanlış işleve ya da işlevsizliğe neden olur. Bu şekilde hücrelerde biriken hasarlar, dokuları ve organları etkiler ve kademeli olarak tüm canlıyı etkileyip ölüme neden olur. Kalıtsal madde olan DNA 'nın tamirini yapan enzimlerin özgül etkinliği ile maksimum ömür arasında doğru orantılı bir ilişki bulunmuştur.


"İnsan Genom Projesi" ile kromozonlarımızın tümündeki DNA şifreleri ve işlevleri açıklanınca, hastalıklara, uzun ömürlülük ve kısa ömürlülüğe neden olan dizilimler de belirlenebilecektir. Eskiyen ya da bozulan genlerin, doğru olanlarla değiştirilmesi ile kalıtsal hastalık ve yaşlanmanın önüne daha etkin bir şekilde geçilebileceği düşünülmektedir.



yaşam süresini uzatma
Tüm dünyada koruyucu hekimlik kavramı her geçen gün daha büyük önem kazanmaktadır. Çünkü gelişmiş ülkelerin tümünde beslenme, diyet, egzersiz, ilaç kullanımı ve yaşama biçimi gibi çevresel etmenlerin sağlıklı ve uzun yaşama üzerine ne kadar etkili oldukları daha iyi anlaşılmakta ve önemle üzerinde durulmaktadır.


Koruyucu uygulamalar birincil, ikincil ve üçüncül olmak üzere üçe ayrılır:


Birincil koruma; sağlığı bozan durumları, hastalık nedenlerini, belirleyici öğelerini ortadan kaldırarak sağlığı korumayı amaçlar.


İkincil koruma; hastalıkların erken tanısı anlamına gelir. Hastalıkların ortaya çıkmasından, geri dönüşü olmayan değişikliklerin ve olumsuzlukların oluşmasından önce belirlenmesi ve tedavisini amaçlar.


Üçüncül koruma; ortaya çıkmış olan hastalık ya da sakatlıkların ilerlemelerini, komplikasyonlarını engellemeye yönelik uygulamalardır.

Anti-Aging uygulaması, bireyleri hem birincil koruma hem de ikincil koruma anlamında değerlendiren ve üçüncül korumaya ihtiyaç bırakmamayı hedefleyen çok önemli bir uygulamadır.



yaÅŸlanma ve hormonlar
Hormonlar tüm vücudu etkiler ve yaşlanma işlevlerini kontrol eder. İnsanın tüm vücudunda dengeleyici işlevini gören, birçok önemli uyarıyı beyne, bağışıklık sistemine ve bezlere ileten, vücudun neredeyse tüm fonksiyonlarından sorumlu olan onlardır.

Bunların kaybı, erkek veya kadında güç düşüklüğüyle, canlılık ve enerji kaybıyla, depresif konumla, uyku bozukluklarıyla, terlemelerle, cinsel gücün düşmesiyle, osteoporozla, kasların, bağlayıcı dokuların ve tenin gevşemesiyle belirir.

İlerleyen yaşla birlikte pek çok hormonun plazma düzeylerinde azalma olduğu gösterilmiştir. Asıl soru; "İnsan vücudunun yaşlanması sonucu mu bu hormonların plazma düzeylerinin düştüğü, yoksa bu hormonların plazma düzeylerindeki düşüşe bağlı olarak mı insan vücudunun yaşlandığı?" sorusudur.

Hedefli bir şekilde dengelenen eksik kalan hormonlar örneğin Östrojen, Testosteron, Büyüme Hormonu, DHEA, Serotonin, Tiroid Hormonları, Melatonin risksiz ve efektif bir şekilde yaşlanmaya karşı tedaviyi gerçekleştirebilir.

Hormon takviyesinde en önemli konu doğru dozajın kullanılmasıdır.

Büyüme Hormonu

Yaşlılık iç organlarının boyutlarında %30 'a varan azalmalara neden olur. Yağsız vücut kitlesi azalır. Yağ kitlesinde ise %50 'ye varan artışlar meydana gelir. Bu bulguların, büyüme hormonunun biyolojik etkilerinin tam tersi olduğu dikkati çekmiştir. Çocuklar üzerindeki pek çok çalışma, büyüme hormonunun kas, karaciğer ve böbrek kitlesinde artışa, yağ dokusunda ise azalmaya neden olduğunu göstermiştir. Doğumdan sonra artan ve erginliğin erken dönemlerine kadar hemen hemen sabit seyreden kan büyüme hormonu düzeyleri, ergenlik boyunca giderek artar ve ergenliğin geç dönemlerinde yaşamın en yüksek değerlerine ulaşır. Ergenlik sonrasında, ergenlik öncesi değerlerin bile altına düşen büyüme hormonu düzeyi, yaş ilerledikçe giderek azalır, 60 yaşın üzerinde ergenlik öncesi değerin %25-40 'ına kadar düşer. Büyüme hormonunun etkisi ile kadarciğerde sentezlenen Somatomedin C 'nin plazma düzeyleri azalır. Uyku esnasında büyüme hormonu salgısında gözlenen yükselmeler de yaşla birlikte kaybolur.


Kadınlarda büyüme hormonu düzeyleri erkeklere oranla yüksektir. Cinsler arasındaki bu farklılık, yalnızca menopoz öncesinde gözlenir. Yaşlanmayla birlikte büyüme hormonu düzeylerinde oluşan değişiklikler serum östradiol düzeylerine bağlıdır. Androjenlerin de büyüme hormonu salgısını artırıcı etkileri vardır. Bu etkinin androjenlerin östrojene dönüşümüne bağlı olabileceği düşünülmektedir. Travma, stres ve egzersize cevaben oluşan büyüme hormonu salgısı yaşlı kadın ve erkeklerde belirgin azalma gösterir.

Büyüme hormonunun yaşla birlikte azalmasına "somatopoz" denilmektedir. Yaşlılıkta, uygun egzersiz ve beslenmeyle beraber büyüme hormonu tedavisi uygulanmasıyla yaşlanmanın geciktirildiği, geriletildiği ve sağlıklı yaşlanmanın sağlandığı yapılan araştırmalar sonucu gösterilmiştir.

Prolaktin

Plazma prolaktin düzeyleri menopoz sonrasında östrojen düzeylerine paralel olarak azalır ve menopoz öncesi değerin %40 'ına düşer. Yaklaşık 60 yaşından sonra tekrar artmaya başlayarak hemen hemen genç kadınlardaki düzeye ulaşır. Bu artışın hipofiz bezinde tümör oluşumuna bağlı olabileceği ve prolaktinin bu dönemde meme kanseri oluşumuna yol açabileceği ileri sürülmüştür.


Erkeklerde plazma prolaktin düzeylerinde herhangi bir değişiklik olmaz.

Gonadotropinler (FSH, LH)

FSH ve LH 'nin plazma düzeyindeki azalışı bunların oluşturduğu geri bildirim ve baskılama etkisinin kaybolmasına FSH ve LH düzeylerinin artmasına yol açar.


Adrenokortikotropin (ACTH)

Yaşlılarda kan ACTH düzeyi değişmez. Ameliyat ve çeşitli stres durumlarındaki ACTH cevabı da normaldir


Östrojen, Progesteron

Elli yaş civarında kadınlardaki yumurtlama fonksiyonu tükenir ve menopoz dönemine geçiş başlar. Folikül hücreleri bölünmez ve östrojen salgılamazlar. Over hormonlarının plazma düzeyleri düşer.


Testosteron

Overlerdekinin tersine testis fonksiyonları aniden durmaz, yaşa bağlı değişiklikler yavaş yavaş oluşur. Elli yaşın üzerinde sperm üreten hücrelerinin sayısı %50 oranında azalır, günlük sperm oluşumu ise %50 'den daha fazla azalma gösterir.

Dokuya etkili testosteron (dolaşımdaki serbest testosteron) orta yaştan itibaren azalmaya başlar.

Tiroid
İlerleyen yaşla birlikte kanda tiroid bezinin salgıladığı hormonlardan T3, T4 düzeylerinde %10 'dan fazla düşme olmaz. Fakat kas kitlesindeki azalmayla bağlantılı olarak 20 ile 80 yaşları arasında T4 salgısında %50 azalma olur. Yani T4 hormonunun düzeyi önemli bir değişiklik göstermemekle berber hormonun çevre dokularda hedef hücre içine girişi, kullanılması ve sentezi azalır.


Adrenal Hormonlar

DHEA: DHEA yapımı 20 yaşından itibaren azalmaya başlar, 60 yaşındaki düzey 30 yaşındakinin yaklaşık üçte biridir. Menopoz sonrası kadınlarda DHEA 'nın östrojene dönüştürülmesi en az %50 oranında artar. Bu artış, yaşlanan overların hormon yapımındaki azalmayı kısmen de olsa karşılar.

Aldosteron ve Renin: İlerleyen yaşla birlikte aldosteron ve renin düzeylerinde büyük miktarlarda azalma gözlenir. Yaşlı bünyenin bu hormonlardaki azalmaya bağlı olarak tuz kısıtlamasına cevabı zayıflamıştır.

Korzitol: Yaşlılıkta korzitol düzeylerinin sabit kalmasına karşın gençlere kıyasla daha büyük bir kısmı serbest haldedir. Bazı organlarda hücre kaybı nedeniyle steroid reseptörlerinin (alıcılarının) sayısı azalır. Bu nedenle dolaşımdaki steroid daha az kullanılır ve steroid sentezindeki %25 'lik azalmaya rağmen hormonun kan düzeyi normal sınırlarda kalır.


Endokrin Pankreas

İnsülin: İnsülin düzeyleri yaş ile birlilkte artarsa da hücrelerin insülin duyarlılığındaki azalma glikoz tolerans testinde bozulamalara neden olur. İnsülin duyarlılığındaki azalmanın sebepleri arasında insülin yıkılmasındaki azalma, hedef hücre zarlarındaki insülin reseptörlerinin (alıcılarının) sayısında azalma, pankreasta insülin salgısının yavaşlaması sayılabilir.
« Son Düzenleme: Kasım 09, 2007, 02:47:32 ÖÖ Gönderen: angel » Logged

Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediÄŸiniz yer:  

Hemsireler Sitesi  Saglik Personeli hamilelik sanat hastaliklar Cilt Bakimi Bilim ve Teknoloji Saglik gebelik Saðlýk ve Týp

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.6 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!