|
hemsireler
|
 |
« : Mart 30, 2008, 02:01:10 ÖÖ » |
|
D. O. Hebb: Nöropsikolojik teori Kanadalı psikolog Hebb, 1949’da yayınlanan Organization of Behavior (Davranışın Organizasyonu) adlı kitabında psikoloji literatüründe algı, öğrenme, beyin hasarlarının davranış üzerindeki etkileri, psikopatoloji, heyecanlar gibi çok çeşitli alanlardaki olguları teorik bir bakış açısından ilişkiye getirdi. Lashley’in öğrencisi olan ve kendini bir neo-behaviorist olarak gören Hebb, olguların doğuşunu nörolojik bir yapının süreçlerinin doğurduğunu ve uyaranlarla tepkiler arasında geçen süreçleri varsaymadan belli koşullardaki davranış belirtilerini ve değişmelerini anlamanın mümkün olmadığını göstermeye çalıştı. Behaviorizmin gölgesindeki Amerikan psikolojisinde neredeyse tabu olan “dikkat”, “düşünme”, “irade” gibi kavramları kullanma gereğini Hebb açıkça belirtti. Bu kavramların içerdiği merkezsel süreçlerin nörolojik temelini tasarımlama çabasını gösterdi. Hebb, davranışın açıklanmasında merkezsel süreçlere başvurmanın gerekliliğini düşünme problemiyle ortaya koydu:
Tam olarak çevre uyaranlarının güdümünde olmayan, fakat bu uyarılma ile sıkı işbirliği yapan bir süreç… Karşımıza çıkan olgular öyle bir şekil almıştır ki fare gibi aşağı düzeydeki memelilerde bile davranışı duyusal ve hareketsel süreçlerin doğrudan etkileşimi olarak görmek imkânsızlaşmıştır. Muhakkak ki “düşünme”, beyin işlevinde insan düzeyinde bir karmaşıklığı çağrıştırır ve aşağı hayvanlara uygulandığında gereğinden fazla şey ifade edebilir. Fakat farede bile davranışın tümden duyusal olayların güdümünde olmadığına ilişkin kanıtlar pek çoktur: işe karışan merkezsel süreçler vardır.
Hebb, merkezsel bir süreç olarak “dikkat”i şöyle açıklar:
En basit anlatımla “dikkat”, tepkideki seçiciliğin temelindedir. İnsan ya da hayvan, çevredeki bazı olaylara tepki yapmakta ve tepki yapabileceği (ya da fark edebileceği) başka olaylara tepki yapmamaktadır. Bir deney sonucu, açıklanabilmek için “zihinsel kurulma” ya da “dikkat”e başvurmayı gerektirdiği zaman, bu demektir ki tepkinin biçimini, kuvvetini ya da süresini yöneten etkinlik yalnızca reseptör hücrelerinin o tepkiden hemen önce gelen uyarılması değildir. Tepkinin böyle yönetilmemesini teorik olarak açıklamak güçtür; fakat bunda mistik bir nitelik yoktur ve “dikkat”in mutlaka antropomorfik, animistik ya da açıklanamaz olması gerekmiyor.
Merkezsel sinir sisteminin elektrofizyolojisi beynin sürekli etkinlik içinde olduğunu gösterdiği için Hebb, duyusal uyarılmanın beyinde var olan etkinliğin üzerine binmesi gerektiğini ve duyusal olayın sonucunun önceden var olan etkinlikten etkilenmemesinin imkânsız olduğunu ileri sürer. Psikolojik olarak “kurulma”, “dikkat”, “tutum”, “umma”,”niyet” v.b. çeşitli terimlerle anlatılmak istenen sürekli ve düzenli bir seçici etkinliğin varlığı açık olduğundan,
…artık teorik problem, bir uyaranın etkisini değiştirdiği postüle edilen merkezsel sinir sürecinin işleme kurallarını keşfetmektir. İlk bakışta bu yalnızca nörofizyoloğun problemidir. Fakat daha yakından bakılınca bu kuralların çıkarılmasına yarayacak kanıtların çoğunun psikolojik ya da davranışa ilişkin kanıtlar olduğu görülür. Her şeye rağmen problem dikkat problemidir ve en iyi biçimde sağlam hayvanın etkinliğinde görülür. Bu problemin sırf fizyolojik kanıtlara ya da sırf davranış kanıtlarına dayanarak çözümü olası değildir. İki tür veriyi birleştirerek yargıya varmak zorunludur.
|