Normal” cinselliği tanımlamak “anormal” cinselliği tanımlamaktan daha zordur. Akla gelen kelimeler, haz, arzu, üreme, ve yakınlıktır (Kayır 1995).
Cinsellik yoğun haz duygularıyla ilişkili olmakla birlikte haz almaya yönelik her davranışın cinsellik içerdiğini öne sürmek eksik bir tanımlama olacaktır. Yine, cinsellik görüntüsü içindeki davranışların bazıları da bağımlılık, agresyon, kabul edilme, narsisistik doyum bulma gibi farklı güdülerden kaynaklanıyor olabilir. Bu nedenlerle cinsellik haz almaya yönelik davranışları içerse de içermese de bedensel seksten öte bir anlam içermektedir (Gülçat 1995).
Cinsel yakınlık, düşünsel, duygusal ve davranışsal boyutlarıyla partnerler arasında bir etkileşimdir. Düşünsel (bilişsel) boyut, kendini bir başkasına açma kararı vermektedir. Bunlar geçmiş, bugün ve gelecekle ilgili duygular, ümitler, değerler, korkular ve savunmalar olabilir. Duygusal boyutta, bir başkasına sevgi duyma, onu koruma, ona güvenme, onu merak etme, benzerlik ve farklılıklarını keşfetme arzuları vardır. Davranışsal boyutunda da, yakın fiziksel ilişki, dokunma, sarılma, okşama, bakma, gülümseme gibi yüz iletişimi, öpme ve cinsel birleşme gibi bedensel ilişki vardır. Görüldüğü gibi yakınlık kurmak insanın kendisini, duygu, düşünce ve hatta bedenini, başka bir deyişle iç dünyasını bir başkasına açmasıdır. İlişkiler ve cinsellik insana sevilmeye değer olduğu duygusunu yaşatır. Bu kadınlığın ve erkekliğin bir açıdan onaylanmasıdır (Kayır 1995,1994).
Doğumdan ölüme kadar bir yaşam dürtüsü olarak devam eden insan cinsel davranışları tek bir biçime uymaz. İnsanlar cinsel dürtüleri, güçleri ve tercih ettikleri cinsel anlatımları yönlerinden birbirlerinden farklıdırlar. Bireyin toplumdaki ilişkileri, yaşam koşulları, içinde bulunduğu kültür ortamı, kadın ya da erkek oluşu, yaşı, yaşamı boyunca cinsel ilişkilerini ne kadar geliştirdiği gibi çeşitli etkenler bu farklılıkları belirler. Tedaviyi üstlenen kişinin bu değişkenlikleri bilmesi, kendi değer yargılarını karşısındakine zorlamaması açısından önemlidir (Kayır 1995).
Sağlıklı bir cinsel işlev için gerekli olan cinsel uyumdan bahsedebilmek için öncelikle cinsel kimliği ele almak gerekir. Cinsel kimlik bireyin kendi bedenini ve benliğini belirli bir eşeylik (cinsellik) içinde algılayışı, kabullenişi, duygu ve davranışlarında bu eşeylik anlayışına uygun bir biçimde yönelebilmesidir (Sungur 1996). Örneğin bedensel olarak erkek görünümünde ve genetik olarak erkek olan bir kişi kendisini kadın gibi hissedebilir ya da kadın görünümünde ve genetik olarak da kadın olan kişi kendisini erkek cinsiyetinde hissedebilir. Bu durumda cinsel kimlik bozukluklarından transseksüalite söz konusudur.
Cinsel uyum da yalnızca cinsel organların boşalma ve doyumunu sağlayan genital birleşmedeki uyum değildir. Cinsel kimlik gelişimini başarıyla tamamlamış kişilerde bile sağlıklı bir cinsel uyumun varlığı ancak cinsellik dışı yaşam alanlarında da yeterli doyumun sağlanmasıyla mümkün olabilir. İnsan yaşamında üç önemli işlev ya da uyum alanı vardır. Bu alanlar kişinin iş yaşamı, toplumsal yaşamı ve özel yaşamıdır. Cinsel yaşam ise özel yaşamın önemli bir parçasıdır. Bu üç uyum alanı birbirleriyle çok yakından bağlantılıdır. Bir alanda uyumsuzluk ve doyumsuzluk diğerini etkileyebilir. O halde cinsel uyumun bozulmasına neden olan etkenler (Sungur 1996):
Cinsel kimlik gelişimini bozan etkenler
İş yaşamını bozan etkenler
Toplumsal yaşamı olumsuz yönde etkileyen faktörler
Aile yaşamını ve özel yaşamı olumsuz biçimde etkileyen faktörler
Diğer (genetik, ruhsal, organik vb. hastalıklar) etkenler olarak sayılabilir.