|
angel
|
 |
« : Mart 30, 2008, 05:51:30 ÖS » |
|
Çocuğu doğurmak ve karnını doyurmak önemli değildir. Önemli olan çocuğun gönlünü doyurmaktır. Farkında olmadan çocuklarımıza karşı öyle sözler söylüyoruz ki, yıllarca hatta bir ömür boyu sürecek kişilik bozukluklarına ve özgüven yoksunluğuna yol açabiliyoruz.
Amerika’da bir mucit profesöre, kendisini diğer insanlardan farklı kılan sebebi soruyorlar, başarısının sırrını söylemesini istiyorlar. Çok ilginç bir cevap veriyor : “Başarımın sırrı annemin 6 yaşımdayken bana takındığı bir tavırdır. 6 yaşımdayken buzdolabından süt alırken süt şişesini düşürüp kırdım. Annem olayı görünce beni dövmedi, kızmadı. Aaaa Henri sütten ne güzel bir göl oluşturmuşsun. Bu gölde benimle biraz oynamak ister misin?"
Bir süre oynadıktan sonra annem : "Biliyor musun Henri, herkes kendi yaptığı şeyleri kendisi toplamalıdır. Şimdi bu süt gölünü temizlemek için benden sünger mi istersin, havlu mu ?"
Elimden geldiğince dökülen sütü temizledikten sonra annem beni bahçeye çıkardı. Süt şişesinin, düşürmeden nasıl taşınacağını bana gösterdi. Bu olay benim diğer insanlardan farklı olmamı sağlamıştır.
Evet mucit profesör başarısının sırrını bu şekilde ifade ediyor. Bu olay sadece ona mahsus bir özellik değildir. Onun annesi büyük bir eğitimcidir. Çocuğunun kendisine olan güven duygusunu yıkmadan bir şey öğretmiştir. Şunu kabul etmeliyiz ki, hata yapmaktan korkan bir insan hiçbir şey yapamaz. Çocuğun hata yapmaktan korkmayacağı bir ortam oluşturmak biz büyüklerin en büyük görevlerinden biridir. Böylece çocuğun girişimcilik ruhunu öldürmemiş oluruz. Bugün toplumumuzdaki kişilik bozukluklarının sebebi ailelerin eğitim hatalarıdır.
Çocuğumuzun hatalarını olabildiğince görmezden gelelim. Onların olumlu taraflarını fark edip takdir edelim, motive edelim, onore edelim. Japonların başarı sırlarından biri bir şirkette çaycısından mühendisine kadar herkesin takdir edilmesidir. Birkaç gün önce benim de yukarıda anlattığım olay başıma geldi. 8 yaşındaki oğlum kuruyemişi halıya döktü. Kızmadan toplamasını istedim. Sonra şarjlı süpürgeyle, daha sonra da deterjanlı bezle halıyı elinden geldiğince temizledi. Olaydan haberdar olan titiz eşim geldi ve “bu ne biçim temizlik, zaten elinizden hiçbir şey gelmez, sakar şey” gibi sözler söyledi. Oysa çocuk yaptığı temizlik için övgü bekliyordu. Dikkat ederseniz bir çocuğa söylenebilecek en zararlı sözü söyleyen eşim açıklamalarıma aldırış bile etmiyordu. Birkaç gün önce 7 yaşındaki kızım mutfak musluğunu açık unutmuş ve mutfak göl haline gelmişti. Bu olaylar aklıma geldi ve hiç kızmadım. Mutfağı temizleyip kurutup eski haline getirmem saatlerimi, günlerimi aldı ama ben de bu arada kendime hakim olarak hiç kızmadığım için kendimi tebrik ettim. Sadece yumuşak bir sesle “Bundan sonra daha dikkatli ol tamam mı?” dedim.
Birden bir yakın arkadaşımın anlattığı benzer bir olay aklıma geldi: “13-14 yaşlarındaydım. Evimizin bahçesini uzun süre uğraşarak belledim. Babam gelince en azından bir aferin demesini bekliyordum. Babam geldi, bahçeye şöyle bir baktı. Hiçbir şey söylemeden beli eline aldı ve benim bellediğim yerlerin bir kısmını tekrar belledi. O kadar bozuldum ki anlatamam. Ayakta öylece yıkılmış bir durumda bir süre kaldım. O sırada karşı komşumuz Fadime Hanım durumu gördü ve bahçenin yanına gelerek babama “Ya İsmail Abi çocuk ne güzel bellemiş, niye sen tekrar belliyorsun ki?” Babam anlamazlıktan geldi ve “işte çocuğun yaptığı ne kadar olacak ki” benzeri bir söz söyledi. Bu olay o kadar ağırıma giti ki yıllarca unutamadım. İçimde bir ukde olarak kaldı. 7-8 yılsonra üniversitede öğrenci iken bu durumu en yakın birkaç arkadaşıma anlatarak rahatladım”.
Benzeri bir olayı da şu şekilde yaşamış arkadaşım. Yine kendisi anlatıyor :
“12-13 yaşlarındaydım. Evimiz şehir merkezine uzaktı. Evimizin yakınında market yoktu. Babam beni çarşıya tavuk almaya yolladı. Otobüsle çarşıya gidip gelmeyi yeni yeni öğreniyordum. Tavuğu alıp eve gelirken zafer kazanmış bir komutan gibi gururluydum. Ama tavuğu istenilen şekilde alamamışım. O sırada evde komşu kızı da vardı. Babam “Gene becerememiş” dediğinde öyle yıkıldım, öyle utandım ki anlatamam. Bir çölde tek başına terkedilmiş gibi hissettim kendimi. Bu olay orada kalmadı. Aradan yıllar geçti. Başka bir şekilde üniversitede öğrenci iken ev arkadaşlarımla tavuk yemeği yapmaya karar verdik. Beni tavuk almak üzere çarşıya yollamak istediklerinde birden paniğe kapıldım. “Arkadaşlar ben tavuk almasını bilmem, beni kandırırlar, kesinlikle gidemez, ben beceremem” dedim. Arkadaşlarım çok şaşırdı ama neticede ben gidemedim. Hatta lokantaya dahi girmekten çekinir hale geldim. Üniversitede iken lokantaya gitme amacıyla yurttan çıktığımda lokantada yanlış bir şey yapacağım veya kandırılacağım endişesiyle lokantaya giremeyerek yemek yemeden geri geldiğim dahi olmuştur. Görüldüğü gibi yanlış bir söz, yanlış bir tavır, çocuklarımızın bilinç altına yerleşmekte, onlarda “işe yaramaz, beceriksiz, kendine güvensiz, girişimci ruhu ölmüş” duyguları oluşturmaktadır. Batıda başarısızlığın kutlama yapılarak ödüllendirilmesi gibi bir yöntem dahi uygulanmaktadır. Böylece başarısızlık karşısında çocuğun yıkılması engellenmeye çalışılmaktadır.
Doktorların hatası ölümle veya sakat bırakmakla sonuçlanmakta, ebeveyn ve öğretmenlerin hatası ise çocukta yetenek kaybı ve kişilik bozukluğu, iletişim bozukluğu, özgüven yoksunluğu olarak kendini göstermektedir.
|