|
angel
|
 |
« : Ekim 04, 2007, 01:31:10 ÖS » |
|
Son yıllarda ağrı konusundaki yükselen trend,halk kadar, birçok hekimin de hastalık belirtisi olarak ifade ettiği ağrının, başlı başına bir hastalık olduğunun üzerinde durulması. Öyle ki, tek başına hastalık olan 141 tane ağrı türü var.Bunlara bir de, çeşitli hastalıklar nedeniyle ortaya çıkarak hayatımızı karartan yüzlerce ağrıyı eklersek, ağrının hayatımızda ne kadar önemli bir yer tuttuğunu anlayabiliriz. Uluslar arası Ağrı Çalışma Birliği (IASP), ağrıyı, “gerçek ya da potansiyel doku hasarı ile ilişkili olarak ortaya çıkan, hoş olmayan duyusal ve duygusal deneyim” olarak tanımlıyor. Bir başka tanıma göre ise ağrı,“bedenin içten ya da dıştan bir uyarı karşısında gösterdiği bir savunma mekanizması”dır. Böylelikle ağrı, vücut için bir şeylerin yolunda gitmediğinin sinyallerini veren koruyucu bir mekanizma olarak da düşünülmektedir. Ağrı, çekmeden yaşamak mümkün değil.Hayatımızın çeşitli dönemlerin-de,çeşitli nedenlerden dolayı ağrıyı hissederiz. Hissetmeye de devam edeceğiz.Çünkü ağrı üzerinde çalışan uzmanlar, bu konuda önemli gelişmeler kaydedilmesine karşın, tamamen ağrısız bir yaşamın mümkün olmayacağını bildiriyorlar.Ancak bir taraftan da hayat kalitesini düşüren ağrıyı bertaraf edebilmek için çalışmalarını sürdürüyorlar.Ağrı konusunda çalışmalar yapan dünyanın en ünlü bilim adamlarının davetli olduğu ve ağrı konusundaki son gelişmelerin ele alındığı bir toplantı geçtiğimiz ay İstanbul’da yapıldı.Dünya Ağrı Enstitüsü tarafından düzenlenen 2.Dünya Ağrı Kongresi’ne dünyanın çeşitli ülkelerinden yaklaşık 1500 delege katıldı. 70 yabancı konuşmacının yer aldığı kongrenin en önemli özellerinden biri de, tıpta ağrı ile ilgili en önemli teorileri ileri süren Kanadalı Profesör Melzack ile İngiltere’ den Prof. Dr. Wall’u bir araya getirmesiydi. Başkanlığını İstanbul Üniversitesi Algoloji Bilim Başkanı ve Avrupa Ağrı Federasyonu 2. Başkanı Prof. Dr. Serdar Erdine’ nin yaptığı Kongre’ de,ağrının hücre seviyesinde yaptığı değişiklikler, gelecekte uygulanacak olan yöntemler, görüntüleme yöntemleri ve bunların ağrıda kullanılması, vücuda yerleştirilen pil ve pompaların bugünkü ve gelecekteki durumu gibi gelişmeler ele alındı.
Ağrının Maliyeti Yılda 60 Milyar Dolar Ağrı, kişiye fiziksel ve ruhsal rahatsızlık veren, yaşam kalitesini düşüren bir olgu olmasının yanında oldukça da maliyetli bir hastalık. Ağrının dünyaya maliyeti, kalp ve damar hastalıklarının maliyetinden çok daha yüksek.Doğal olarak Türkiye’ de ağrının maliyeti konusunda yapılmış bir çalışmalar yok. Ancak dünyada yapılan çalışmalara baktığımızda, gerek tedavi maliyetleri ve gerekse ağrı nedeniyle işgücü kaybı göz önüne alındığında, ağrının yılda 60 milyar dolara mal olduğunu görüyoruz.Ayrıca ağrı nedeniyle dünya yılda 700 milyon iş günü kaybediliyor. “Ağrısız Yaşamak Mümkün Değil” Tıp her konuda önemli gelişmeler kaydediyor.Teknoloji hayallere sığmayacak derecede ilerliyor.Günün birinde ağrısız yaşamak mümkün olacak mı?Dünya Ağrı Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. P.Prithvi Raj, bu konuya açıklık getiriyor.Ağrının, vücudu koruyucu bir sistem gibi çalıştığını söyleyen Prof. Dr. Raj, “Ağrı başladığı an beynimize bir sinyal gider.Bu sinyali değerlendiren beyin, kaslar aracılığı ile gerekli davranışı gösterir.Aslında ağrı olmasa yaşamın da pek bir zevki olmaz.Tıp, dünya yüzünde ağrı hissetmeyen 14 tane aile belirledi bugüne kadar. Bu aileler, ne sıcaktan, ne soğuktan, ne ateşten, ne de başka bir nedenden dolayı ağrı hissetmiyorlar.Dış etkenlere açık oldukları için daha fazla enfeksiyon kapıyorlar. Diğer insanlardan daha erken ölüyorlar.Ağrı tedavisinin gelişiminde amaç,insanların ağrı hissetmesini tamamen engellemek değil, ağrının yaşam kalitesini bozmasını engellemektir. Örneğin yaklaşık 20 yıl önce 5 büyük ülkede yapılan araştırmanın sonucuna göre kanser hastalarının %80’i ölüm düzeyine geldiklerinde ağrı çekiyorlardı.1985 yılından sonra DSÖ’ nün özellikle az gelişmiş ülkelerde başlattığı bir kampanya sayesinde, ağrı konusunda bilinçlenme arttı.Artık insanlar kanser ağrılarını dindirmede,ağızdan alınan ilaçlar ya da enjeksiyon yoluyla morfin yapılması yerine,omuriliğe en yakın bölgelere yerleştirilen morfin pompaları ile daha az ağrı çekebileceklerini öğrendiler.Bu morfin pompaları ile kanserlilere 100 kat daha az morfin verilerek daha ağrısız bir yaşam sağlanıyor. Yan etkilerde minimuma indiği için yaşam kalitesi artıyor. Ağrı tedavisinin geleceği son derece parlak.Ağrının mekanizması konusunda yeni yeni veriler ortaya çıkacak.Yine ağrı çekeceğiz ama bu ağrılar daha dayanılır olacak.Ağrı gelecekte de hastalık olarak kalacak ama daha kolay tedavi edilebilen bir hastalık olacak.” dedi.
“Hükümetler Ağrıya Önem Vermeli” Ağrının başlı başına bir hastalık olduğunun son 20 yılda kabul edilmeye başlandığını ve bu konuda önemli adımlar atıldığını söyleyen Prof. Dr. Raj, “Ağrı artık hastalık olarak kabul edildiği için, tedavisinin de bu yönden yapılması gerekiyor.Hem üniversitelerin, hem de hükümetlerin bu konuda bütçe ayırmaları için yoğun baskılar oluşturulmaya çalışıyor. Örneğin artık batı ülkelerinde doğum yapmak isteyen anneler, ağrısız doğum yaptır-mayan hastanelere gitmek istemiyorlar.Kanser hastaları ağrılarının dindirilmesini istiyorlar.Acı çekmeden ölmek istiyorlar. Bu tür hastalarda normal bir hekim için ağrıyı dindirmek son derece zor.Örneğin normal bir ameliyat sonrası ağrıyı dindirmek için genellikle 5 mg morfin yeterli olur. Ama kanserli bir hastada bu bazen 1000 mg’nin üzerine çıkabilir.İşte burada ağrı uzmanlığının önemi ortaya çıkıyor.Çünkü ağrı uzmanlığı doğru dozda, doğru tedavi yöntemiyle, hastaların ağrısız şekilde yaşamalarını sağlıyor.Binlerce dozda ilaç vermeye gerek kalmadan ağrıları dindiriyor. Önümüzdeki 20 yıl içinde ağrı uzmanlığının önemi daha da artacak.Çünkü gelecekte yaşlı nüfusun 2 katına çıkması bekleniyor. Herkes daha uzun yaşamak istiyor ve genç yaşlarda ölüme neden olan hastalıklar da artık kolaylıkla tedavi edilebiliyor. 70 yaşın üzerindeki nüfusun önemli bir kısmında hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları, artrit ve mutlaka ağrı oluyor. Yakın bir gelecekte daha fazla ağrı uzmanına ihtiyaç duyulacak. Bu yüzden ağrının tıp fakültelerinde daha fazla okutulması, hekimlerin de ağrıya daha fazla yönelmeleri gerekiyor.”
“Herkes Kendi Elindeki Çekiçle İşi Halletmeye Çalışıyor” Ağrının bütün dünyada bir uzmanlık haline gelmesinin son derece önemli olduğu üzerinde duran Tel Aviv Üniversitesi Tıp Fakültesi Ağrı Merkezi Yöneticisi Prof. Dr. David Nive, bugüne kadar ağrının nöroloji,ortopedi gibi dallarda ele alındığını belirterek, “Önemli olan toplumda ağrı konusunda bir bilinç oluşturulması ve halkın doğru adrese gidebilmesi.Doğru bilgi alınmadığı takdirde halk o uzmandan bu uzmana dolaşıp duruyor,zaman kaybediyor.Bu hastalarda kısa zamanda ümitsizlik ve depresyon gibi psikolojik sorunlar da ortaya çıkıyor. Hem halk kime başvuracağını bilmiyor,hem de hekimler de her ağrıyı tedavi etmeye çalışıyorlar. Bakıyorlar ki olmuyor, en sonunda bize gönderiyorlar.Ancak doğru vakitte göndermek önemli. 5 ay uğraşıp da gönderdiğinizde ağrı kronikleşiyor. Tedavisi çok daha zor hale geliyor.Şu anda herkes kendi elindeki çekiçle işi halletmeye çalışıyor.Ağrı tedavisi başlı başına bir uzmanlık alanıdır.” dedi. Ağrı tedavisi konusundaki gelişmeler konusunda da bilgi veren Prof. Dr.Nive, genetik çalışmaların her alanda olduğu gibi ağrı konusunda da çok önemli önemli olduğunu vurgulayarak, “Vücudun gen yapısı, örneğin ağrı eşiğinin belirlenmesinde önemli rol oynuyor.Bunun yanı sıra daha sonra ortaya çıkabilecek değişikliklerde de, örneğin hava değişikliği olabilir,kullanılan ilaçlar olabilir, vücudun genetik yapısı değiştirilerek, ağrının daha az hissedilmesi sağlanabilir. Şu anda genetik çalışmalar tedavide rol oynayabilecek düzeyde değil. Ağrı tedavisinde son yıllardaki en önemli gelişmelerden biri, omurilik pillerinde oldu. Bu yöntem, defalarca bel ameliyatı olmuş hastalarda omuriliğe minik pillerin yerleştirilmesi ile uygulanıyor.Bir yerine iki elektrot takarak, mesela sağ bacaksa sağ, sol bacaksa sol bacak uyarılacak şekilde vücutta ayarlama yapma imkanı oluyor.Bu hastaların yıllarca ağrı çekmeden yaşamaları mümkün. Bu piller yine damar hastalıklarına ve diyabete bağlı ağrılarda da uygulanabiliyor. Ağrı tedavisinde ilaçlar doğru verildiği takdirde önemli ölçüde dindirmek mümkün. İlaçla dindirilemediği takdirde, ağrılı bölgeye ulaşılarak, beynin ya da omuriliğin belirli bölgelerindeki sinirlere radyofrekans akımı verilerek, yakılıyor ve ağrı dindirilebiliyor. Eskiden bu çevredeki hücrelere zarar verilebiliyordu. Şimdi sadece o bölgeye odaklanabiliyoruz.Çevre sinirlere hiç zarar verilmiyor. Bu kongrede sunulan gelişmelerden biri de, kalem pilden daha küçük morfin pompalarının doğrudan vücuda yerleştirilmesi.Her gün vücuda ihtiyacı olacak kadar morfin verebilecek şekilde dizayn edilen bu pompa-lar, aylarca yetecek morfinle dolduruluyor.En az iki ay süreyle hastanın ağrılarını dindiriyorlar. İçindeki morfin bittikten sonra küçük bir girişimle çıkarılıyor, yerine yenisi takılıyor.Bu konudaki gelişmelerden biri de uzaktan kumandalı ağrı kontrolü.Hasta ağrısı arttığı takdirde dozunu kendisi ayarlayabiliyor. Uzaktan kontrol ederek ilacını omuriliğe pompalayabiliyor. Ağrı tedavisinde ki bir gelişme de, özellikle omuriliğe metastaz yapmış kanser hastalarında kullanılan vertebraplasti.Bu yöntemde omuriliğe çimentoya benzer bir dolgu materyali verilere, omurganın dayanıklılığı arttırılmaktadır.”dedi.
“Ağrı tedavisinde Avrupa’dan Geri Değiliz” Geçtiğimiz yıl Türkiye’nin ağrı haritasının çıkarılmasına öncülük eden Prof.Dr. Serdar Erdine, Türkiye’nin ağrı konusunda Avrupa ülkelerinden geri olmadığını hatta bir çok ülkeden daha ileri olduğunu söyleyerek, “Türkiye’de 15 tıp fakültesinde ağrı bir bilim dalı olarak kabul ediliyor.Eğitim hastanelerinde de ağrı merkezleri kurulmak üzere.Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de ağrı konusundaki en önemli sorun, ağrılı hastanın doğru zamanda, doğru yere ulaşabilmesi.Gerekli tedaviyi alamayan bir insanın ağrısı çok daha uzun bir döneme yayılır.Ağrı hafızaya yerleşir.Bu bir çok hastada görülüyor.Yeni başlamış bir ağrıyı dindirmek, kronikleşmiş bir ağrıyı dindirmekten çok daha kolay.Örneğin bir zona ağrısını ele alın.İlk üç ay içinde hasta bize geldiğinde neredeyse %100’e yakın başarı elde edebiliyoruz. Ama 6 ay geçmiş bir hastanın tedavisi çok daha zor.Ülkemizde bu 6 ay çok daha fazlasıyla geçilebiliyor. Halk doğru adresi bilmiyor.Doğrusu hekimler de çoğunlukla bilmiyor.Ağrı konusunda bilinçlenme şart.İşe birinci basamak hekimlerden başlamak zorundayız.Bunun için geçen sene Türk Algoloji Derneği ol
|