|
angel
|
 |
« : Ekim 04, 2007, 01:46:28 ÖS » |
|
"Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) 1969’da biyolojik silahların potansiyel tehdidine yönelik hazırladığı raporda olası saldırıların sonuçlarına ilişkin rakamlar yer alıyor. Buna göre 50 kilogramlık antraks (şarbon) ya da bruselloz (malta humması) bakterileri taşıyan herhangi bir kap 500.000 kişinin yaşadığı bir yerleşim bölgesine havadan püskürtülmesi sonucu 125.000 kişinin zarar göreceği ve bunun büyük bir bölümünün öleceği öngörülüyor. Son olarak terörist gruplar ya da az gelişmiş ülkelerde bulunan antraks bakterilerinin ciddi bir saldırıda kullanılmaları da o kadar kolay değil. Çünkü şarbon bombasıyla yapılacak bir saldırı için bu bakteriyi çokça üretebilecek gelişmiş tesisler, uygun püskürtme sistemleri, ciddi bir meteoroloji ağı ve yine çok gelişmiş hava saldırı araçları gerekiyor. Peki ama şarbon nedir, nasıl yayılır ? Türkçe adıyla şarbon, tıp literatüründe antrhrax, yada milzbrant, çoban çıbanı, kara kabarcık isimleriyle de bilinir. Bacillus anthracis ile oluşan, esas olarak koyun, keçi, sığır, manda gibi ot yiyen hayvanların hastalığı olup; infekte hayvanların et, yün, derilerinden veya ağız, burun, anüs, vulva gibi doğal boşluklardan gelen kanla, genel olarak temas yoluyla, bazı durumlarda enfekte etin yenmesi veya solunması ile insanlara bulaşabilen bir zoonozdur. Antraks, hayvanlar arasında seyreden hastalıklardan en eskiden beri tanınanı olup ilk defa Eilent (1836) tarafından bildirilmiştir, ilk kültür Robert Koch (1876), hastalığa karşı bağışıklık suretiyle korunma üzerinde çalışmalar Pasteur, Chauveau ve Toussaint (1880) tarafından başlanmıştır. Pasteur (1881) basillerin aktivitesini azaltarak ilk aşıyı üretmiştir. Bacillus anthracis 1-2x3-10 nm boyutunda olup yan kenarları birbirine paralel ve uçları köşeli bambu kamışı şeklindedir. Hava koşullarda laboratuvar ortamında basilin orta bölgesinde oval veya yuvarlak sporlar oluşur. Optimal üreme 35°-37°C dedir. Basiller 60°-70°C derecede 30 dakikada ölürken, sporlar normal doğa koşullarında 50-60 sene canlılığını ve infektivitesini muhafaza edebilir. Otoklavda rutubetli ısıda 120°C de 15 dakikada, kuru ısıda 160°C de 60 dakikada ölürler. %10'luk formol de 15 dakikada basilleri öldürebilir. Antraks sporları %0.1 sublime içinde 70 saat, %3 formolde 3 gün canlı kalabilir. Antraks toksin sentezini iki plasmid aracılıyla yapar. Bunlar bakterinin hastalık yapma kapasitesini göstermektedir. Bakteri plasmidlerini kaybettiği zaman patojenitesini kaybetmektedir. Şarbon gelişmiş ülkelerde enfeksiyon kaynağı olan koyun, keçi ve sığır gibi hayvanlarda eradike edildiğinden bu memleketlerde hastalık nadir olarak görülmekte hatta bazı tıp kitaplarından Ruam gibi çıkarılmışsa da hastalık dünyada hala eradike edilememiştir. Her yıl 20.000-100.000 şarbon vakası ihbar edilmektedir. ABD'lerinde 1955-1986 yılları arasında 232 vaka ihbar edilmiş olup, bunlardan 221'i deri şarbonu olup 11'i ölümle sonuçlanmıştır (%5). 11 olgu ise akciğer şarbonu olup vakaların 9'u ölmüştür (%85). Ülkemiz dahil İspanya, Yunanistan, İtalya, Bulgaristan, Yugoslavya'da 1971-80 yılları arasında 10.793 şarbon olgusu bildirilmiştir. Hastalık ülkemizde hayvanlarda halen endemik olarak bulunmakta olup dolaylı olarak ta insanlarda az da olsa görülmektedir. Ülkemizde Sağlık Bakanlığına ihbar edilen şarbon olguları;
Yıllar Vaka Sayısı Ölüm 1970 – 1980 5846 44 1981 – 1991 4702 19
1991 – 1997 2546 10 Toplam (27 yıl) 13094 73
Hastalık en fazla koyun, keçi, sığır, manda, daha az olarak deve, geyik, domuz ve atlarda görülmektedir. Genç hayvanlar yetişkin ve yaşlılardan daha duyarlıdırlar. Hastalığa yakalanan hayvanlarda ölümden 1-2 gün önce sütleriyle, gaita ve idrarlarıyla basil çıkarırlar. Ölen hayvanların ağız, burun, anüs ve vajenlerinden akan kan, ölen hayvanların leşleri ile meralara dağılan basiller kısa sürede spor oluştururlar. Burada otlayan duyarlı hayvanlar su, yemleri ile enfeksiyona yakalanırlar.
İnfeksiyon insanlara infekte hayvanlardan direkt yolla veya indirekt yolla genellikle deriden nadiren sindirim sistemi ve solunum sistemi yoluyla bulaşır. Bulaşıcı kaynaklara göre ise ;
1- Endüstriyel
2- Tarımsal
3- Laboratuar (nadir) kaynaklı oluşmaktadır.
Endüstriyel kaynaklı şarbon olguları genellikle keçi kılı, yün, deri ve et kesim ve işlenmesi sonucunda oluşmaktadır. Kuzey Avrupa, İskandinav ülkeleri ve ABD gibi gelişmiş ülkelerde görülen şarbon olgularının oluşmasında o yörelerde hayvanlarda şarbon eradike edildiği halde ithal edilen keçi kılı, yün ve derilerinin işlenmesi esnasında görülmektedir. Bu olgular çok zaman akciğer şarbonu şeklinde olmaktadır.
ABD'lerinde ihbar edilen 231 şarbon olgusunun 181'i endüstriyel iken, 51'i tarımsal kaynaklıdır. Tarımsal kökenli şarbon; enfekte hasta hayvanların kesilmesi veya ölen hayvanların derisini değerlendirmek için yüzülmesi esnasında daha ziyade vücudun açık bölgesinde herhangi bir sıyrık gibi port antre’den girmektedir. Bu nedenle şarbon olguları kırsal kesimde hayvancılıkla uğraşanlarda, kasaplarda daha sık görülmektedir. İnsandan insana bulaşma çok nadirdir. Hastalık her yaş ve cinste görülürse de genellikle kırsal kesimde orta yaş ve erkeklerde daha sık görülmektedir. Mevsim olarak yaz mevsimlerinde daha sık görülmekte ise de ülkemiz gibi Müslüman ülkelerde hayvan kesiminin daha sık olduğu kurban bayramlarında kırsal kesimlerde olduğu kadar kentlerde yaşayan insanlarda da görülmektedir.
Son senelerde aktüel olarak biyolojik silah olarak laboratuarlarda şarbon bakterisi üretilmektedir. 1979 Sverdlovsk (Rusya) şehrinde 96 kişilik şarbon olgusu biyolojik silah etkeni olarak üretilme esnasında oluşan laboratuar infeksiyonu olup olguların 64'ü ölümle sonuçlanmıştır.
Bacillus anthracis genellikle sporları bazen basiller vücudun açık bölgesindeki herhangi bir sıyrık veya kesik ile deriden; sporlar solunum yolundan akciğer bronş ve bronşiollerine veya enfekte etlerin yenmesi ile mide-barsak sistemden organizmaya girer. Sporlar organizmaya girdikten sonra aktif hale geçer ve toksin yapımına başlar.
Basilin kapsülü konağın bağışıklık sisteminden korur. Hastalık yapmayan bakterilerin kapsülleri yoktur. Bugün tam olarak belirli bir toksini saptanılmaması nedeni ile için antitoksik bir serum elde edilmemiştir.
Genellikle el sırtı gibi deri altı bağ dokusu az olan kısımlarda yara organizmanın savunma mekanizmaları ile sınırlanmıştır, yayılma olmaz. Eğer infeksiyon yüz, boyun gibi deri altı dokusu gevşek bağ dokusu bölümünden alınmış ise enfeksiyon yerel kalamaz ve yayılır. Bazı durumlarda şarbon basilleri yerel savunma hücreleri tarafından yutulur, fakat yok edilmez ise bölgesel lenf nodlarına, oradan dolaşıma katılarak menenjit, pnömoni ve şarbon sepsisi denilen ağır klinik tablonun oluşmasına neden olabilir. Genellikle endüstüriyel şarbon olguları, 5 mm'den küçük sporların solunması ile oluşur.
Akciğer ve barsak şarbonunu takiben daha az olarak oedema maligna olgularında, genellikle ölüm şarbon sepsisi sonucu oluşmaktadır. Şarbon sepsisi esnasında çeşitli organ tutulumu yanında akut hemorajik menenjit gelişebilir.
Şarbon tedavisinde seçilecek ilk ilaç penisillin veya semisentatik penisillinler olmalıdır. Penisillin allerjisi olanlarda eritromisin, tetrasiklin veya birinci kuşak sefalosporinler verile bilinir. İkinci ve üçüncü kuşak sefalosporinlere dirençlidir.
Deri şarbonunda bilhassa püstülo maligna olgularında yaraya dokunmamak ana prensip olmalıdır. Sekonder enfeksiyonlara mani olmak için yara üzerine %0.1 Rivanol solüsyonu gibi irritasyon yapmayan mayilerle pansuman yapılmalıdır. 5-7 gün süre ile 1400000Ü prokain penisillin verilebilinir. Oedema maligna veya şarbon sepsisi olasılığı düşünülen olgularda gerekirse bu doz arttırılır, hatta intravenöz 20-24 milyon ünite penisillin kristalizeye geçilebilinir. Akciğer şarbonu ve gastrointestinal şarbon olgularında aynı şekilde yüksek doz penisillin veya semisentetik penisillinler verilmeli ayrıca şokla mücadele edilmeli vazopressörler, volüm açığının giderilmesi, hipoksik vakalarda oksijen ve benzeri destekleyici tedaviler verilmelidir çünkü gastrointestinal şarbon olgularında ölüm %25-75 arasında iken, akciğer şarbonunda daha yüksek olmaktadır.
Hastalığın korunması insan ve hayvan sağlığı ile meşgul olan hekimlerle veterinerlerin işbirliği ile olmalıdır. Bu nedenle bilhassa kırsal kesimde hayvancılıkla meşgul olan kimselerin eğitilmesi gereklidir. B. anthracis sporları toprakta uzun süre yaşarlar. Bu nedenle şarbonunun endemik olduğu bölgelerde halk bazen bu şekil meralara şeytan merası deyip meraları yakarlar. Hayvanların mutlak suretle aşılanması gereklidir. Hayvanlarda attenüe spor aşısı kullanılmaktadır. Hastalığın yayılmasını önlemek bakımından hastalıktan ölen hayvanların etinin yenilmemesi, derisinin yüzülmemesi gereklidir. Hayvan olduğu gibi derin çukurlara bırakılıp üzerine sönmemiş kireç dökülüp kapatılmalı ve su dökülmelidir. Eğer kireç dökülmeden çukurlara atılırsa fare, köstebek gibi hayvanlar sporları tüm meraya yayarlar. İnsanlar için protektif antijenden hazırlanmış bir aşı son senelerde kullanılmaktadır "
|