|
hemsireler
|
 |
« : Ocak 30, 2008, 09:53:41 ÖÖ » |
|
Belirli bir zaman sınırı içinde insanın kendisinden ve çevresinden haber¬dar olması hâline bilinç denir. Gerçekte bilinç (şuur) sözcüğünün kökü de "bilgi durumunda olmak", "bilgiyle donatılmış olmak" anlamına gelmektedir. Bilinçli olmak, insanın iç ve dış kaynaklardan gelen bilgiyi, haberi, açık seçik ve duru biçimde algılayarak çözüp anlamasıdır. Bilinç, insanın bilişsel işlevleri için gerekli olan koşulların en üst düzeyin¬de yer alır. Başka bir deyişle bilinç olmadan algılama, dikkat, düşünme, hatır¬lama vb. zihinsel işlevlerden söz edilemez. Bilinç durumunu karanlık bir odada dolaştırılan ışıldağa, projektöre ben¬zetebiliriz. Odada ışığın düştüğü kanepeler, koltuklar, masalar, tablolar bir an için aydınlanır, fark edilir; ışık çekildiğinde odada var olmalarına karşın fark edilmez, görülüp anlaşılmaz olurlar. İnsan da çevresindeki tüm insanları, nes¬neleri, olayları, kısaca dış dünyayı ancak bilincinin ışığını buralara yönelterek fark edebilir, bilip anlayabilir. En dar anlamda içinde yaşadığı yer ve zaman¬dan, en geniş anlamda yaşadığı çağdan bilinciyle haberdar olur. Aynı şekilde kendi iç dünyasının yani bedensel, ruhsal, zihinsel durumla¬rının, yaşantılarının farkına varır ve bunlardan haberdar olur. Böyle bir öz bi¬linçle insan kendi ruhsal yapısıyla iletişim kurar, kendini çözüp anlar. Ruhsal olaylara ilişkin dikkatini, algısını, belleğini, kısaca tüm ruhsal yetilerini; den¬geli, düzenli, denetimli kullanır. Bilinçli olma durumunun bilimsel yöntemlerle incelenmesi davranışçı psikolojinin kurucularından Watson'la başlar. Günümüzde, merkezî sinir sis¬teminin görevlerini ve işlevlerini araştırmak ve bunlar üzerinde türlü etken¬lerin yaptığı değişiklikleri izlemek için davranışçı psikolojinin yaklaşımı, yo¬rumu ve yöntemleri kullanılmaktadır. Bu yaklaşımda zamanla ortaya çıkan, yorum ve uygulama farkları nedeniyle, bilinçli olma durumuyla eş anlamlı olarak, "uyanıklık, haberdarlık, tetikte olma" kavramları da kullanılmaktadır
|