|
hemsireler
|
 |
« : Ocak 27, 2008, 04:42:37 ÖS » |
|
1. Öğrenmeye hazır oluş: Öğrenmek için önce öğrenmeyi istemek, zi¬hinsel enerjiyi belli bir konu üzerine toplamak gerekir. Bu, bireyi öğrenmeye hazır hâle getirir. Hazır oluşluk sağlanmamışsa öğrenme istenilen nitelik¬te gerçekleşemez. 2. Zekâ: Zekâ, bazı psikologlarca öğrenme yeteneğinin bir ölçüsü olarak tanımlanır. Diğer bir deyişle zekâ düzeyi yükseldikçe daha çok öğrenme ol¬ duğu düşünülmektedir. 3. Yaş: Öğrenme yeteneği doğuştan itibaren 18-20 yaşına kadar gelişir. Ondan sonra 50 yaş civarına kadar sabit kalır, 50 yaştan sonra yeni malzeme¬ nin öğrenilmesi yavaşlar ve azalmaya başlar. 4. Olgunlaşma: Kalıtımla belirlenen bedensel ve zihinsel büyüme sonu¬ cunda bazı işlevleri yapabilme yeterliği kazanmaktır: zihinsel olgunluk, yürü¬ me olgunluğu, konuşma olgunluğu gibi. Olgunlaşma, öğrenmeyi kolaylaştı¬ rır. Örneğin; belirli zihinsel olgunluğa erişmiş olan çocuk, okuma yazmayı daha çabuk öğrenir, yürüme olgunluğuna erişen çocuk yürür. Ancak olgun¬ luk düzeyine erişmemiş organizmalarda öğrenme ya çok geç gerçekleşir ya da hiç öğrenme olmaz. Örneğin, yürüme olgunluğuna gelmemiş çocuğa yü¬ rümeyi öğretemeyiz. 5. Güdülenme: Güdüler bizi içten harekete geçiren etkenlerdir. Ödüller ya da pekiştirmeler güdülere doyum sağlarlar. Fareler üzerinde yapılan bir araştırmada, onlara bir labirentte yiyecek bulmaları öğretilmiştir. Bu amaçla üç grup oluşturulmuştur: •Aç olmayan ve deneme sonunda yiyecek verilmeyen grup, • Aç olan ama deneme sonunda yiyecek verilmeyen grup, •Aç olan ve deneme sonunda yiyecek verilen grup. Bunlardan yalnızca 3- grup, aç olan (yani güdülenmiş olan) ve yiyecek ve¬rilen (ödüllendirilen) grup, tam öğrenmeyi başarmıştır. Güdülenme öğrenmede çok önemlidir. İnsanın öğrenmesinde güdülen¬me, yalnızca bedensel ihtiyaçların karşılanmasına yönelik değildir. Onay¬lanma, beğenilme gibi toplumsal güdüler insan yaşamında çok fazla önem taşır; ödüllendirileceğini bilen kişiler daha fazla güdülenirler. Yeterince gü¬dülenmeyen bir kişi, diğer koşulların (yaş, zekâ vb.) uygun olduğu durum¬larda bile gerekli olan, beklenen öğrenmeyi gerçekleştiremeyebilir. Öğren¬ci başarılı olmak ve sınıfı geçmek için güdülendiğinden daha kolay öğrenir. Okuldaki öğrenmede bireyler arası ya da gruplar arası rekabet önemli bir güdülenme etkenidir.
6.Genel uyarılmışlık hâli ve kaygı: Kişinin bilincinin açık ve tamamen uyanık olmasına, enerjisini yapacağı işe verebilmesine genel uyarılmışlık h⬠li denir. Herhangi bir öğrenmenin yapılabilmesi için bireyin uyarılmışlık h⬠line gelmesi gereklidir. Özellikle bilişsel öğrenme durumunda genel uyarıl¬ mışlık hâlinin olması ön koşuldur. Çünkü karmaşık zihinsel işlemler söz ko¬ nusudur. Kişi tamamen uyanık değilse ve bütün enerjisini yaptığı iş üzerinde yoğunlaştırmamışsa iyi bir öğrenme gerçekleştirmesi beklenemez. Örneğin; bir öğrenci, sınıfta öğretmeninin anlattıklarını dinlerken aynı zamanda ders¬ ten sonra gitmeyi tasarladığı filmi de düşünürse büyük bir olasılıkla iyi bir öğrenme gerçekleştiremeyecektir. Yüksek kaygı düzeyi, öğrencilerin belirli bir konuyu öğrenirken dikkatle¬rini toplamalarına engel olur. Sınav sırasında öğrenci, aşırı kaygı nedeniyle öğrendiklerini hatırlayamaz, "eli ayağı tutmaz" olur. Bu nedenle başarılı ola¬maz. Kaygı düzeyi çok düşük olduğu zaman da öğrenme olmaz. Çünkü birey yeterli bir uyarılmışlık düzeyine ulaşamamıştır. 7. Fizyolojik durum: Öğrenmek için kişinin sağlıklı olması gerekir. Özel¬ likle; görme, işitme gibi duyum bozuklukları ya da kronik (tedaviye direnen uzun süreli) bedensel bir hastalık gibi sağlık bozukluğu durumlarında, öğ¬ renmede yeterli verim ya çok az sağlanır ya da hiç sağlanamaz. 8. Önceki öğrenilenlerin transferi: Yetişkin kişiler hemen hemen hiç¬ bir öğrenmeye sıfırdan başlamazlar, yeni öğrenme, eski öğrenmelerden de etkilenir. Örneğin; okulda Matematik dersinde öğrendiklerimizi bakkalda alışveriş yaparken kullanırız. Başka bir deyişle bir durumda öğrendiklerimiz başka bir duruma aktarılarak kullanılmaktadır. Önceki bilgilerin yeni öğren¬ meyi etkilemesine transfer (aktarma) denir. Bir öğrenmenin aktarılması, yeni öğrenmeyi olumlu olarak etkiliyorsa olumlu transfer söz konusudur. Örneğin; bir otomobili kullanmayı öğrenen kişi, başka otomobilleri de kullanabilir. Buna karşılık, önceki öğrenme yeni öğrenmeyi olumsuz yönde etkiliyor ya da engelliyorsa olumsuz transfer var¬dır. Örneğin; iki parmakla daktilo yazmayı öğrenen birisi, on parmakla yazma¬ya çalıştığında zorlanır ve daha yavaş yazar. Uyarıcı ve davranımlar arasında¬ki benzerlik, aktarmayı kolaylaştırır. Dolayısıyla öğrenmeyi de olumlu olarak etkiler. İki öğrenme alanı; içerik, yöntem ve ilke bakımından birbirine ne kadar çok benzerse transfer oranı o ölçüde yüksek olur. Örneğin; Almanca bi¬lenler İngilizceyi yabancı dil bilmeyenlerden daha kolay öğrenirler. Zekâ dü¬zeyi yüksek olanlar daha fazla transfer yaparlar.
|