|
hemsireler
|
 |
« : Ocak 27, 2008, 02:50:15 ÖS » |
|
Algının örgütlenmesi ve özellikleri bize çevremizi ve olayları, oldukları gi¬bi objektif olarak algılamadığımızı göstermiştir. Örgütlenmede, uyaranların seçiminde, dikkatin belirli uyaranlar üzerinde toplanmasında çeşitli nedenle¬rin etkili olduğunu öğrendik. Algının oluşumunda uyaranların yanında geç¬miş yaşantıların da rolü olduğunu biliyoruz. Her birey olayları; içinde bulun¬duğu duruma, kişilik özelliklerine, önceki yaşantılarına, ruhsal durumuna, hazır oluşuna göre farklı algılar. Bu iç etkenleri şöyle açıklayabiliriz. Dikkat: Çeşitli iç ve dış etkenlerle hangi uyarana yönelmişse o uyaran ve¬ya uyaran grubu algılanır. Algılamaya hazır oluş: Bireyin algılamaya hazır olduğu konularla ilgili uyaranlar önce algılanır. Örneğin; geziye giden bir mimarla bir ziraat mü-hendisi, kendi meslekleriyle ilgili olayları önce algılar. Mimar, mimari yapı¬larla ilgilenirken ziraat mühendisi de ağaçlar, çiçekler, yeşil alanlar vb. ko¬nularla ilgilenir. Önceki öğrenmelerin ve yaşantıların etkisi: Önceden algılanan nesne ve olayların bellekte izleri vardır. Algılama sırasında yeni uyaranlar bellekte¬ki izlere göre anlam kazanır. Önceki izlerdeki olumlu-olumsuz, iyi-kötü, hoş-nahoş gibi değerlendirmeler yeni algı için de geçerlilik kazanabilir. Örneğin; sık sık doktora giden ve tedavi sırasında canı yanan çocuk, beyaz önlüklü garsona karşı da korku tepkisi gösterebilir. Güdülenme: Temel ihtiyaçların eksikliği ve güdülenme derecesi algıla-mayı etkiler. Örneğin; biri aç, diğeri susuz olan iki grup deneğe buzlu cam ar¬kasından renkli nesneler gösterilmiştir. Aç olan deneklerde yiyeceğe benzet¬me, susamış deneklerde içeceğe benzetme eğiliminin daha fazla olduğu gö¬rülmüştür. Ruhsal durum: Algılamaya insanın o an içinde bulunduğu ruhsal durum da etki eder. Buna ilişkin olarak "yarım bardak su" örneği vardır. Yarım bar¬dak su, değişik kişilere gösterilip "Bu nedir?" diye sorulduğunda, yanıtlayan
kişilerin bir kısmı "Yarısı su dolu bir bardak." diye, diğer kısmı "Yarısı boş bir bardak." diye yanıt vermişlerdir. Kişinin algılama anındaki duygu durumun¬da karamsarlık ağır basıyorsa bardak "yarısı boş", iyimserlik ağır basıyorsa "yarısı dolu" olarak algılanmaktadır. Böyle bir algılamada kişinin geçmiş ya¬şantıları da algılamayı etkiler. Kişisel özellikleri: Yaş, cinsiyet, meslek vb. kişisel özellikler algıyı etkiler. Örneğin; aynı anda bir sinema filmi izleyen bir mimar, bir doktor, bir terzi al¬gılamalarında filmdeki farklı olaylara ağırlık verir. Mimar, filmdeki yapıları, onların mimari özelliklerini; doktor, filmdeki insanların hastalık-sağlık du¬rumlarını; terzi ise filmdeki oyuncuların giysilerini öncelikle ve diğerlerinden farklı bir gözle algılar. Algılarımızı yukarıda belirtilen iç etkenler yanında dış etkenler de etkiler. Dış etkenler bireyin dış çevresine bağlı etkenlerdir. Bunları fiziksel etken¬ler ve kültürel etkenler olarak belirtmek gerekir. Fiziksel etkenler; algıda ör¬gütlenmeyi etkileyen dış etkenler ve dikkati etkileyen dış etkenler konuların¬da da belirtildiği gibi uyarana bağlı olarak ortaya çıkar: kuvvetli bir ses, ışık ve kokunun dikkati çekerek algılanması gibi. Kültürel etkenler ise içinde yaşanan toplumun değerlerine, örf ve âdetle¬rine göre algılamadır. Örneğin; boğa güreşinde bir îspanyolun algıladıkları ile bir yabancının algıladığı farklıdır. İspanyol, matadorun hünerine dikkati¬ni odaklamışken yabancı, boğanın çektiği acıyı algılayabilir. Bizim kültürü¬müzde el öpmek saygı ifadesi olarak algılanırken, başka bir toplumda böyle algılanmayabilir. Toplumun kültürü, sosyalleşme süreci içinde bireyle bütünleşir. Algı da¬yanakları toplumsal kültüre göre temellenir. Olaylar da bu temele göre yo¬rum ve anlam kazanır.
|