Sağlık, Hastalıklar, Doktor, Hemşire, Cilt Bakımı
Kasım 21, 2008, 12:21:07 ÖS *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: SMF - Just Installed!
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi  (Okunma Sayısı 84 defa)
angel
Global Moderator
Hero Member
*****
Mesaj Sayısı: 5148


Üyelik Bilgileri
« : Aralık 16, 2007, 08:54:10 ÖS »

Çocuk psikiyatrisi çocukların büyüme dönemindeki psikososyal gelişmelerinin takip edilmesi ve muhtemel problemlerin çözümlenmesi ile uğraşan uzmanlık dalıdır.

Ebeveyn –çocuk ilişkilerinin kısmi ya da tamamen tıkandığı, çocuğa karşı yer yer yanlış tutumlar veya istenmeyen davranışların geliştiği dönemler olur. Çocukları bebeklikten alıp ergenlik çağının sonuna kadar getirişimiz uzun ve kimi zamanda çetin bir yolculuktur. Bu sırada sorunlar ortaya çıkabilir ve ailenin mutluluğunu etkileyebilir. Bu dönemlerdeki davranışlarımız çocuğun psikososyal gelişiminde derin izler bırakır.

Erken tanı ve tedavinin gelecekte tedaviye ihtiyaç duyan veya ilerlemiş psikiyatrik problemlerin önlenmesi, çocuğun daha başarılı ve özgüvenli bir sosyal birey olarak topluma kazandırılması, öğrenme kabiliyeti ve okul başarısının arttırılması, çocuk psikiyatrisinin toplumun içinde yaşayan her birey için önemini göstermektedir.


Ruhsal gelişimin başlangıcında bebeğin anne ve babasıyla olan iletişimi bedeni ve duygulanımından geçer. Bebeğin yeme, uyuma ve dışkılama gibi beden işlevlerine ilişkin bozukluklar anne ile olan ilişkisindeki sorunlara karşılık gelir. Bu bağlamda her belirti gibi bu bozukluklar hem dengeyi sağlamaya yararlar, hemde anneye yönelik bir çağrıya karşılık gelirler. Bu çağrıların çözümü için çocuk psikiyatrisi devreye girer.

Çocuk gelişiminde en önemli ve bilimsel yaklaşım çocuğun her yaşta ne bildiğini bilmek ve ona göre beklenti içine girmektir. Çocukta ruh sağlığının değerlendirilmesi gelişim dönemlerinde beliren ruhsal niteliklerin ayrıntısıyla bilinmesine bağlıdır.


Bazen anne ve babalar çocuğun değişmesi ile ilgili umutsuzdur, çocuğun sevgisini yitirmek korkusuyla bir takım hatalar yapabilirler, bazen enerjileri çok düşüktür ve sorunlu davranışların çözümünü ertelerler. Bazense sorunlardan dolayı kendilerini suçlu bulabilirler ve bu hatalı tutumlara davetiye çıkarabilir. Kimi zaman kendi tahammül sınırları o kadar düşüktür ki çatışmadan ve sorun çözümünden uzaklaşabilirler. Ya da eşler arası sorun ve çatışmalar o kadar yoğundur ki çocuklar ister istemez geri planda kalır. Çocuk yetiştirmek konusundaki davranışsal yaklaşım çocukları anlamakta ve onların değişmesine yardımcı olmaktadır. Davranışsal yaklaşıma göre iyi davranışta, kötü davranışta öğrenme yoluyla kazanılır. Çocuklardaki araştırmalar davranışsal yöntemlerin kullanılmasının çok çeşitli sorunlu davranışlarda %50 den 90 lara kadar azalma gerçekleştiğini bildiriyorlar.

Unutmamak lazımdır ki çocuğun sevgi destek ve bakıma ihtiyacı olduğu kadar topluma uyumunda ve duygularının kontrol etmekte uygun müdahalelere de ihtiyacı vardır. Anne ve babalar kimi zaman çeşitli nedenlerle çocuğa gereğinden fazla şey vererek çocuğun kendi deneyimlerinden öğrenme ve kendi hayatına yön vermesini engelleyebiliyor, bazense çok az şey vererek onun gelişimine gerekli desteği sağlayamayabiliyor. Her ikisi de uygunsuz davranış örüntülerinin gelişmesine sebep oluyor. Bu nedenlerin fark edilmesi sorunların anlaşılıp zamanında çözülmesi için çocuk-ergen pskiyatristleri devreye girer.

Anne babaların kafasında çocukları ile ilgili bir gelecek tasarımı vardır ve bu tasarım aslınsa bebek doğmadan başlar ve kaçınılmazdır. Ancak çocuklarınızın, kendine özgü yapısı itibariyle bu ideal ve beklentilere tamamen uymaması da kaçınılmazdır. Bu çelişinin farkında olduğumuz sürece ve bizim beklentilerimiz ve çocuğun gerçeği arasındaki uzlaşma sağlandığı sürece ilişkinin kalitesi artar.

Onun için hayal ettiklerimiz onu anlamaktan geçiyor. Anlaşılmadığını düşünen çocuğun ruh hali öfke ve bezginliktir ve bunun sinyallerini kendi yaş dönemine uygun davranışlarla verirler. Bu sinyalleri doğru değerlendirmek anne baba olmanın en önemli adımlarıdır.

Yaygın bir kanıya göre çocukluk yılları kaygıdan uzak mutlu yıllardır. Gözlemler bu inancın gerçeği yansıtmadığını gösteriyor. Gerçekte çocukluk korkular kaygılar yoksunluklar ve mutsuzluklarla dolu olabiliyor


Unutulmamalıdır ki çocuk erişkinlerin küçük formu değil büyüyüp gelişimini tamamlamayı bekleyen değerli varlıklarımızdır. Bebeğin anne ile kurduğu her etkileşim biriminden bebeğin içinde bir anı izi kalır. Bu anı izinde bebek anne ve birleştiren duygular vardır. Bebeğin belleğindeki tüm bu izler üst üste binerek birikir ve benlik ve ilişkiler şeması oluşur. Bir bebeğin annesiyle ahenkli ve sağlıklı etkileşim içinde kendi dönemine özgü çatışmaların çözümü de uygun şekilde halledilmişse bebek o kadar mutlu olur ve geleceğe daha az çözülmemiş mesele ve daha çok kazanılmış beceri taşınır.

Zaman geriye işlemiyor… Anne babalar olarak ilk yapılması gereken şey bir yerlerde bir sorun olabileceğini erkenden fark etmek sağlıklı gelişimin önündeki tıkanıkları açma yollarını aramak.


Erken başvuru kayıpları en aza indirir ve tedavi başarısını arttırır. Aşağıda çocuk ve ergenlik döneminde meydana gelebilen sorunlar yer almaktadır.


DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE SENDROMU

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu son on yıl içerisinde ailelerin çocuk psikiyatrisi kliniklerine danışma nedenlerinin başında gelmektedir. Çocuk psikiyatrisi uzmanları tarafından da en çok araştırma yapılan konulardan biri haline gelmiş, oluşum nedenleri, belirtileri, uzun dönemde nasıl bir gidişat izlediği, diğer hastalıklarla ilişkisi ve tedavisi en fazla araştırılmış hastalıklardan birisidir.


Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu aşırı hareketlilik, dikkat sorunları ve istekleri erteleyememe(dürtüsellik) belirtileri ile ortaya çıkan psikiyatrik bir bozukluktur. Amerikan Psikiyatri Birliğinin yayınlarında okul çağı çocuklarının % 3-5 inde görüldüğü bildirilmektedir.

Bir çocukta, gençte ve erişkinde dikkat eksikliği hiperaktivite (DEHA)var denilebilmesi için bu belirtilerin yedi yaşından önce başlamış olması, en az 6 ay süreyle devam ediyor olması gerekir. Bu belirtiler normal bir çocukta beklenenden daha şiddetli olmalı ve çocuğun okul, ev ve yaşıt ilişkileri gibi birçok alanda mevcut ve günlük yaşamını etkiler boyutta olmalıdır

Örneğin çocuğunuz evde zapt edilemez ve çok hareketli iken okulda yerinde oturabiliyorsa bu durum bizi ev içi yaşanan iç dinamikleri örneğin sınır koyma problemlerini düşündürebilir. Belirtilerin erken yaşam evrelerinde başlaması ve çocuğunuzun  girdiği ortamlardan kısmen etkilenmesi bu durumun yapısal ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu açısından mutlaka incelenmesi gerektiren bir durum olduğu konusunda sizleri alarme edici olmalıdır.

 

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu belirtileri göz önünde tutularak üç alt grupta incelenebilir.

1)Hiperaktif İmpulsif Tip

2)Dikkat eksikliği

3)Kombine tip

 

Hiperaktivite belirtileri sıklıkla yaşamın ilk yaşlarından itibaren görülmeye başlanır. Bazı aileler anne karnında dahi çocuğun hareketlerinin fazlalığını anımsayabilirler. Genellikle bebeklik dönemlerinde huzursuz, yeme problemi yaşayabilen, uyku sorunları olan ve öfke nöbetlerinin kontrol altına alınması sizler tarafından zor olan çocuklardır.

 

Öncelikle ayırt edilmesi gereken şey her hareketli çocuk hiperaktif değildir. Bazı çocukların doğuştan hareketlilik düzeyi yüksek olabilir. Hiperaktif olmayan hareketli çocuğun hareketliliği uyumlu, amaca yönelik ve devamlılığı olan bir hareketliliktir. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nda ise keyfi bir hareketlilik söz konusudur. Bir anne çocuğunu şöyle tanımlıyordu futbol maçında en fazla koşan o ancak topun peşinden değil.                                                                                     Ortam ne kadar sınırlayıcı ve dikkat yoğunlaştırılması gerekiyorsa çocuğun hareketliliği o kadar artar.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun en önemli belirtilerinden biriside düşünmeden hareket etmektir. Örneğin topun ardından caddeye koşma, soruyu bitmeden cevabını yapıştırma, söz kesme, ilk aklına geleni söyleme gibi.

 Bu çocukların disiplini daha zordur. Sizler tarafından söylenilenleri dinleyemedikleri için kendilerinden ne istendiğini de bilmezler. Yeterince bilgi edinmeden, bilgiyi gözden geçirmeye vakit ayırmadan karar vermeye kalkışırlar. Sonuç olarak kararlarında ve cevaplarında başarısız olurlar. Bu zekâlarının yetersiz olmasına değil dikkat ve sabırlarının eksik olmasına bağlıdır.

 

 

Okul öncesi çocukta aileler çocuklarının hiç yerinde duramadıklarını, sürekli bir koşturma halinde olduklarını ve onları durdurmanın çok zor olduğunu ifade ederler. Aileler bu çocuklarla çoğunlukla yetersiz hissedip kendi öfkelerini kontrol etmekte zorluk yaşayabilirler. Aslında yaramazlıklarından öte yapısal zorluklarından dolayı çoğu yaşantıda olumlu geri bildirim almaktan mahrum kalan bu çocukların yetersizlik duygularının çekirdekleri küçük yaşlarda oluşmaya başlar ve küçük yaşlarda ailelerin öfkeleriyle tanışırlar. Bu öfke gelecekteki kişisel hayatlarına da taşınır.

 

Bu çocuklar grup içi ve kurallı oyunlarda daha hareketli, saldırgan ve oyun bozucu olabilirler. Kendi davranışlarının sonuçlarını sıklıkla değerlendiremezler. Yani yaptıklarından ders çıkartmalarıyla ilgili güçlük yaşarlar Örneğin sırasını beklemek, paylaşmak gibi sosyal olgularda zorluk yaşar, kaybetmeye tahammül edemez, istekleri olmayınca oyunu terk edebilir veya kavga edebilirler.

Davranışsal impulsiviteden (kendini kontrol edememe) dolayı hem kendileri sık kaza geçirebilir, hem de etrafındaki insanlara zarar verebilirler. Dürtülerini engellemekteki zorlukları arkadaşları tarafından dışlanmalarına, oyuna alınmamalarına sebep olurken gitgide çocuğun özgüveni azalır ve bu durum depresyon için zemin yaratabilir.

 

Davranışlarının sosyal ahlaki sonuçlarını umursamamaları, başkalarının duygularına eşyalarına saygı göstermemeleri umursamaz görünümün altında aslında doğruyu yanlıştan ayırt etme güçlükleriyle ilişkilidir.

 

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun sıklıkla erken çocukluk evrelerinde gözden kaçabilen ve okul yıllarında kendisini çoğunlukla ders çalışmaya ilgisizlik ve beraberinde başarısızlık olarak gösteren belirtisi dikkat eksikliğidir. Ailelerin sıklıkla söylediği ilgi duyduğu alanlarda çocuğun algılamasının çok iyi olduğu ama iş derslere gelince bunun böyle olmadığıdır. Dolayısıyla bu çocuklar tembel, sorumsuz olmakla suçlanabilir. Çoğunlukla aileler aslında gerçekten denemediğini düşünerek çocuklarına öfkelenebilirler. Böyle bir durumda ilk yapılması gereken şey bu konuda çocuğun bir zorlanma yaşayıp yaşamadığını tespit etmek olmalıdır. Karşı tepki olarak çocuğun yaşadığı “başarısızım” hissi çocuğun başa çıkması gereken ekstra bir sorun olarak durumu daha da güçleştirir.

 

Oyunun keyifli topraklarından okul sıralarına geçen çocuklarınızın işi artık zorlaşmıştır. Artık onlardan bilgileri almaları, depolamaları ve gerektiği zaman ve yerde çıkarabilmeleri talep edilmektedir. Sınıfta oturma, dikkatini toplama, kurallara uyma, iç tepkisel davranışları engelleme, düzenli olma, arkadaşlarıyla yardımlaşma ve iyi ilişkiler kurma gibi çocuğun okula uyumunu ve başarısı için gerekli olan özelliklerin pek çoğu Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklarda yapısal olarak eksiktir. Bilgiyi alabilmek için öncelikle ona odaklanmaları gerekirken bunun ülke koşullarında kalabalık sınıflarda yapılıyor olması onlar için daha da büyük bir engeldir. Dikkat problemi yaşayan çocuklar bu durumu daha büyük bir sıkıntıyla yaşarlar, çünkü yapısal olarak duyduklarına, gördüklerine odaklanmaları çok zordur. Ancak onlardan beklentiler yüksektir. Dolayısıyla bu zorlukla derse karşı ilgilerinin az olması çok anlaşılır bir durumdur. Sınıflar ilerledikçe işler daha da güçleşir. Bu çocuklar dikkatlerini belli bir konuya vermekte zorluk çektiklerinden, dikkatlerini vermeye çalışırken başka düşünceler görüntüler, sesler onları alıkoyar. Çocuğunuza bir konuyu anlatırken sıklıkla alakasız bir konu hakkında soru sorarken bulabilirsiniz. Dikkatini topla dediğinizde çoğunlukla işe yaramaz.

 

Okul ödevlerini tamamlamakta zorluk çekerler Dersin başından kalkmak için çok çeşitli sebepleri olabilir. Okulda eşyalarına sahip çıkamazlar ve sıkça eşya kaybedebilirler. Zamanı ayarlamakta sorun yaşayabilirler ve sıklıkla bir işi tamamlamak çok zordur ve uzun süre alır. El yazıları bozuk olabilir, yazma sırasında sık imla hatası, eksik yazma, harf karıştırma görülebilir

Bilişsel olarak öğrenme açısından diğer çocuklardan zekâ farkları yoktur, ancak dikkat gerektiren işlemlerde başarısızdırlar. İşitsel hafızaları görsel hafızalarına göre yetersiz olabilir dolayısıyla komutları birkaç kez tekrar etmek gerekebilir.

DE belirtileri sıklıkla öğretmenleri tarafından sürekli geç kalan, organize olamayan, eşyaların kaybeden, hayallere dalan, işlerini bitiremeyen, dersi takip edemeyen, düzensiz, ders anlatılırken konuşan ya da başka şeylerle ilgilenen çocuklardır.

 

Dürtüselliğin eşlik etiği dikkat eksikliğini en iyi en büyük ve yetenekli sanatçılarla dolu bir orkestraya benzetebilirsiniz ancak şefi olmayan kontrolden çıkmış bir orkestra. Parlak düşünceler olabilir ancak sürecin devamlılığı ve tamamlanması zorlanır.

 

Çocuğunuz sizlerden ve çevresinden geri bildirimler alarak yaşayarak büyüyor ve hayata bir duruşu ve bakışı oluyor. Anne ve babalar olarak ilk yapmanız gereken şey bir yerlerde bir sorun olabileceğini erken fark etmek.

 

Bizler geçmiş yaşantılarımızdan öğrendiklerimizle hissettiklerimizle bugüne geleceğe bakıyoruz. Erken çocukluk yıllarımızda ailelerimizle arkadaşlarımızla olan ilişkilerimiz bugünkü ilişkilerimizin çatısını oluşturuyor. Şimdiki iş yaşamımızın izleri okul yıllarında şekilleniyor. Bu alanda yapılan araştırmalar ileriki yıllarda başka psikiyatrik sorunların da oluşma olasılığının sağlıklı gruplara göre çok daha sık olduğunu göstermiş. Örneğin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların üçte birlik kısmında ileriki yıllarda alkol madde kullanım bozukluğu, antisosyal kişilik özellikleri, depresyon ve kaygı bozuklukları görülmüştür.

Eğer sizler çocuğunuzda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu veya davranış sorunları olduğu konusunda şüphe içindeyseniz acaba yakında geçer mi? diyerek kendinizi oyalamayın.Bu belirtileri  çocuğunuzda gözlemliyorsanız bir çocuk ve ergen psikiyatristine başvurun.Çünkü zaman çocuklarımız için gerçekten önemli.

 

DERS BAŞARISIZLIĞI ÜZERİNE

 

•              Ben söylemesem dersler aklına bile gelmiyor

•              Başarısız

•              Sorumsuz

•              İsteksiz

•              İsterse yapar ama istemiyor

 

Bu cümleler kimi evlerde sıkça dile getirilir. Aslında tüm bunları söylemeden önce düşünülmesi gereken bir yerlerde sorunlar olabileceği ihtimalidir. Okul sıralarında öğrenme sürecinde beynimizin birçok bölümü aktif halde çalışmaktadır.

 

•              Konuya odaklanacak ve bilgiler dikkat süzgecinden geçip alınacak(dikkat sistemi)

•              Alınan bilgiler sonradan hatırlanmak üzere depolanacak (bellek sistemi)

•              Depolanan bilgi yazılı ve sözlü olarak ifade edilecek(dil sistemi)

•              Motor sistem ile parmaklar kalemi tutabilecek

•              Yüksek düşünme sistemi ile beyin sorulan soruyu algılayacak, yargılama sürecinden geçecek, var olan bilgi deposundan uygun cevaplar çıkabilecek, alınan bilgiler uygulamaya geçebilecek

•              Tüm bunların sonucunda aileden, arkadaş çevresinden, öğretmenden gelen geri bildirimler motivasyon kaynağı olacak.

 

Duruma buradan bakacak olursak aslında hiçte kolay değil. Herbir sistem yeteneklerin gelişmesi için ve sistemin devamlılığı için çalışır. Ancak herhangi birinde sorun varsa performans düşer. Çocuk zorlanıyorsa çalışma isteği azalır. Zaten zorlanan çocuk birde ailesi tarafından sorumsuzlukla suçlandığında motivasyonda beraberinde azalır.

 

Öğrenme profilinin şekillenmesinde;

•              Zekâ düzeyi

•              Yapısal bozukluklar (dikkat eksikliği hiperaktivite, özel öğrenme güçlüğü)

•              Aile hayatı ve stres düzeyi

•              Kültürel etmenler-başarıya verilen değer

•              Arkadaşlar-grup içinde yer edinme

•              Sağlık (görme, işitme kusurları vs)

•              Duygular(mutsuzluk, kaygı düzeyi)

•              Eğitimsel ortam önemli yer tutar

 

Çocuk ve ergen psikiyatrisi bu zorluğun nereden kaynaklanıyor olabileceğini araştırır.En sık karşılaştıklarımız;

•              Dikkat eksikliği Hiperaktivite Sendromu

•              Özel öğrenme güçlüğü

•              Zeka geriliği

•              Major Depresyon

•              Kaygı bozuklukları’dır.

 

 

ÖZEL ÖĞRENME BOZUKLUĞU

Öğrenme bozukluğu zekası normal yada normalin üzerinde olan bireylerin standart testlerde yaş, zeka aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda okuma, matematik ve yazılı anlatımın beklenenin önemli ölçüde altında olmasıyla tanısı konan bir bozukluktur. Okuma bozukluğu, yazılı anlatım bozukluğu, matematik bozukluğunu içerir.

 

Öğrenme bozukluğu olan çocukların büyük kısmını okuma güçlüğü olan çocuklar oluşturur. Okumak beyinle ilgili bir yüksek kortikal (beyinin dış tabakası-kabuğu) fonksiyondur, bu fonksiyondaki kısmi bozukluğa “disleksi” denilir.

 

Okuyan kişinin görsel alfabetik yazıyı dil ile ilgili kavramlara çevirmesi gerekiyor. Buda harfleri ilgili seslere çevirmek anlamına geliyor. Bundan sonra ise harflerin kağıttaki dizilişini anlaması gerekiyor. Disleksili bir çocukta bu süreçler yetersiz çalışıyor.

 

 

 

 

BELİRTİLER

•              Okumayı sökmede zorlanırlar, yavaş ve hatalı okurlar, okuduklarını anlayamazlar.

•              Görsel algı sorunları vardır.(b-d,p-q ,6-9 gibi bazı sembolleri ters algılama)

•              Görsel figür ile zemin ayırt etmekte sorun yaşarlar(harf atlama, satır atlama)

•              Görsel hafızaları zayıftır.

•              İşitsel kavrama yetersizdir, duyduklarını ayrımlaştırmakta zorluk çekerler

•              Kelimelerdeki harfleri yada sayıları karışık yada ters algılama ( ne-en  12-21)

•              Okurken kelime atlayabilirler.

•              Hecelerin seslerini karıştırmak, sessiz harflerin yerini değiştirmek

•              Sıklıkla imla hatası yapabilirler

•              Dil gelişimi bir kısmında gecikmiştir, kendilerini ifadeleri yetersizdir.

•              Organizasyon bozukluğu vardır, zamanı iyi kullanamazlar.

•              Pozisyon algılamakta zorluk çekerler(ip atlama, top yakalama)

•              Yön bulmada, sağ sol ayrımında zorluk yaşarlar.

•              Motor koordinasyonları zayıftır. Sakarlık ve beceriksizlik görülebilir.

•              Matematikte güçlükler, çarpım tablosunu öğrenememe, sembolleri karıştırma görülebilir.

 

 

ZİHİNSEL GERİLİK

 

Mental (akıl-zeka ile ilgili) gerilik 18 yaşının altında başlayan belirgin olarak ortalamanın altında zihinsel işlevler ve eşlik eden uyum sorunları ile karakterizedir. Bu çocukların kişisel sosyal, dil, kaba ve ince motor gibi tüm gelişim alanlarında global bir yavaş gelişme gözlenir. Ağır mental gerilik erken dönemde tanınabilir ancak fiziksel ve nörolojik bulgusu olmayan hafif geriliği olan çocuklarda tanı okul çağına kadar gecikebilir.

 

     İlk aylarda emme güçlüğü, çevresel uyaranlara işitsel ve görsel tepkinin az olması

      6 aydan sonra oturma, emekleme ve yürümede gecikmeler

      2–3 yaş dil gelişiminde gecikme ve davranış bozukluğu

      4–6 yaş öğrenme güçlüğü ve uyum sorunları

 

Erken tanı çok önemlidir.

       Erken tanı erken rehabilitasyonu (iyileştirme) sağlar. Beyin gelişimi ve olgunlaşmasının en hızlı olduğu erken çocukluk evreleri olduğundan erken rehabilitasyon faydayı arttırır. Altında yatan bir tıbbi sebep varsa bu sebeplerin erken tedavisi gelişimi hızlandırır. Kalıtımla ilişkili olgularda yeni bebekte tekrarlar önlenebilir. Ailenin erken bilgilenip çocuğa göstereceği ilginin kalitesini olumlu yönde arttırır.

Mental gerilikte birçok davranışsal bozukluklar görülebilir ve ek psikiyatrik bozukluklar normal popülasyona göre daha sık görülür;agresivite (saldırganlık) kendine zarar verme ,karşı koyma,dikkat eksikliği,depresyon ,öfke patlamaları gibi.

Bu sorunun tanı ve tedavi sürecinde çocuk ergen psikiyatrisi önemli yer tutar.

 

ÇOCUK VE ERGENLERDE DEPRESYON

 

Çok yakın zamana kadar çocuklarda depresyon görülmediği düşünülmekteydi. Erişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da depresyon görülebilmektedir. Erişkinlerde ergenlerde ve çocuklarda depresyonun temel belirtilerinde önemli benzerlikler olmasına karşın yaşa bağlı belirgin ayrılıklar da vardır. Çocuk ve ergenlerin yaşam deneyimleri erişkinlerden az olduğundan ve onlar duygusal durumlarını sözel olarak erişkinler kadar iyi anlatamadığından depresyonlarını genellikle davranışlarıyla gösteririler.

 

Depresyondaki bir çocukta eskisine oranla huzursuzlukta artış, daha sinirli ve gergin olma, söz dinlememe gibi davranışsal belirtiler olabilir. Ayrıca her çocuk ve ergenin depresyonu birbirinden ayrıdır. Kimi çocuk depresyondayken aşırı durgun ve halsiz olurken kimi çocukta bunun tam tersi bir yerinde duramama ve huzursuzluk durumu görülür.

Bu belirtileri çocuğunuzda gözlemliyorsanız çocuk ve ergen psikiyatrisine başvurmanız faydalı olacaktır.

 

Kendini mutsuz ve boşlukta hissetme

Eskiden zevk aldığı şeylerden zevk alamama ya da eskisi kadar hoşlanmama ‘canım istemiyor’

Gelecekten umutsuz olma

Değersizlik düşünceleri: sık sık evde kimse tarafından sevilmediğinden ya da kardeşinin daha çok sevildiğinden bahsetme

Suçluluk duyguları; tüm olumsuzluklardan kendini suçlu bulma

Sık sık ölümden ve kendini öldürmekten söz etme; kaçıp gideceğim, ölsemde kurtulsam. Çocuk ve ergenlerin kendini öldürmekten ve ölümden söz etmeleri mutlaka önemsenmelidir. Sadece bu belirti bile gizli kalmış bir depresyonun habercisi olabilir.

İntihara kalkışma ya da kendine zarar verici başka davranışlarda bulunma (kolunu jiletleme)

Anne babayı sindirene kadar uğraşma, yakın ilişkilerde bozulma, sık tartışmalar ve küsmeler

Gergin sıkıntılı ve huzursuz olma ;’of sıkıldım’ sözcüğünü sıkça kullanma

Bedensel yakınmalar: sıksık baş ağrısı, karın ağrısı ya da yorgunluk hissetme. Bedensel yakınmalar çocuğun içindeki sıkıntıdan kurtulmak için bir çeşit yardım talebidir. Özellikle kuralcı ve baskıcı anne babaların çocuklarında daha sık görülür.

İştah değişiklikleri; eskiye oranla daha az yâda azla yemek yeme

Uyku bozuklukları; gece geç uyuma, zor uyanma, yalnız uyuyamama, uykuya dalmadan önce ve uyku sırasında korkma, geceleri sık sık kötü rüyalar gördüğünü söyleme

Kendine güvende azalma

Sinirlilik ve öfke patlamaları

Aşırı alınganlık

Derse ilgide azalma ve ders başarısında düşmeler

Arkadaş ilişkilerinde bozulma ya da olumsuz arkadaşlıklar kurma, kendini yalnız hissetme

Depresyondaki bir çocukta tutturmalar sık görülür, ancak bunlar normal bir çocuğun tutturmasından farklıdır. Normal bir çocuk istediği bir şeyin olması için bir süre ısrar eder, yapılmadığında kabul edip bekler. Depresyondaki bir çocuk ise amaçsızca herhangi bir şey için tutturur. Tek bir amacı vardır; içindeki mutsuzluğu ve sıkıntı duygusunu onu çok seven insanlara yansıtmak…

 

Depresyondaki çocukların yakın akrabalarında özellikle başta anne olmak üzere birinci derece akrabalarında daha fazla depresyona rastlanmaktadır. Benzer şekilde depresyondaki erişkinlerin çocuklarında normal erişkinlere göre daha sık depresyon görülmektedir.

Eğer bu belirtileri çocuklarınızda gözlemliyorsanız en yakın zamanda çocuk ve ergen psikiyatrisine başvurmanız faydalı olacaktır.

 

DAVRANIM BOZUKLUĞU

 

Davranım Bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde insanlara ve hayvanlara yönelik saldırgan davranışlar, güvenliği tehdit, hırsızlık ve kuralların ciddi bir biçimde ihlal edilmesi görülür ve aşağıdaki belirtileri gösteriler.

 

Çoğu zaman başkalarına karşı kabadayılık eder, gözdağı verir ya da gözünü korkutur.

Çoğu zaman kavga dövüş başlatır.

Başkalarının ciddi bir biçimde fiziksel olarak yaralamasına neden olabilecek bir silah kullanmıştır.(değnek, taş, kırık şişe bıçak)

İnsanlara ve hayvanlara karşı fiziksel olarak acımasız davranmıştır.

Başkasının gözü önünde hırsızlık yapma, birini cinsel etkinlikte bulunmak için zorlama meydana gelmiş olabilir.

Ciddi bir hasar vermek amacıyla isteyerek yangın çıkartma, ya da başkalarının malına mülküne zarar verme gerçekleşmiş olabilir.

Bir başkasının mülküne zorla girme, sık yalan söyleme olabilir

On-üç yaşından önce ailenin yasaklarına karşın çoğu zaman geceyi dışarıda geçirme, sık okuldan kaçma, ya da en az iki gece evden kaçma gibi davranışsal belirtiler gösterebilirler.

Davranım bozukluğu olan çocuk ve ergenlerin önemli bir kısmında dikkat eksikliği hiperaktivite bulunmaktadır.Bu sorunlarda çocuk ergen psikiyatrisi devreye girer.

 

TİK BOZUKLUKLARI

 

Tik istem dışı hızlı, aralıklı, ritmik olmayan, basmakalıp tekrarlayıcı şekilde bir grup kasın kasılmasıdır. Vücudun, baş başta olmak üzere herhangi kas grubunda gözlemlenebilir. Tik bozuklukları geçici ve kalıcı olarak aile yaşamını sosyal durumu okul ve iş başarısını etkiler. Tik aniden oluşan tekrarlayan bir hareket veya ses biçiminde ortaya çıkar. Genelde kısa süreli nöbetler halinde ve aralıklı olarak ortaya çıkar. Tourette bozukluğu en ağır tik bozukluğudur. Genelde erken çocuklukta geçici basit motor tik nöbetleriyle başlar ve bir süre sonra bu tikler sürekli hale gelir ve çocuğun yaşamını etkiler. Basit motor tikler hastalık ilerledikçe komplike (karışık) motor tiklere dönüşebilir. Bunun ardından vokal tikler eklenir. Vokal tikler boğaz temizleme, konuşmanın hızı ve ritminde belirgin değişim ve küfür şeklinde kendini gösterebilir.

 

ELİMİNASYON BOZUKLUKLARI

 

ENÜRESİS (İdrar Kaçırma)

Çocuklarda en az beş yaşından sonra, yineleyici bir şekilde, istemsiz ya da amaçlı olarak, gündüz ve /veya gece yatağa ya da giysilere idrar kaçırılması olarak tanımlanabilir.

Bu durumun hastalık olarak kabul edilmesi için en az ardışık üç ay, haftada iki kez ortaya çıkan bir sıklıkta olması ya da klinik açıdan belirgin bir sıkıntı oluşturması gerek toplum içinde gerekse diğer işlevsellik alanlarında bozukluğa yol açması gerekmektedir.

 

Yapılan araştırmalarda enüresisli çocuklarda daha çok uyum sorunları, davranış problemleri, zaman içerisinde özgüvende azalma, sosyal izolasyon, akranları tarafından dışlanma, ceza ve reddedilme gibi ebeveynler tarafından olumsuz tutum ve davranışlara maruz kalma görülmüştür. Psikiyatrik bozuklukların enüretik çocukların % 20 sinde gözlendiği bildirilmiştir.

 

ENKOPREZİS (Kakasını Tutamama)

 

Çocuğun kakasını tutma ve bırakma işlemini kontrol edebileceği yaşa gelmiş olmasına karşın istemli ya da istem dışı olarak kakasını uygun olmayan yerlere yapma olarak belirlenen bir bozukluktur. Çocuk dört yaşında ya da ona eşdeğer bir gelişim düzeyindeyken en az üç ay süreyle en az bir kez bu davranışı gösteriyorsa ve bu davranış genel bir tıbbi bir duruma bağlı değilse enkoprezis tanısı koymak uygun olur.

 

Ebeveyn ve çocuk arasındaki inatlaşma, yeterli bağırsak kontrolünü sağlayan çocuklarda bazen dışkıyı depolamalarına ve yaşanan strese karşılık uygunsuz yerlere yapmalarına neden olur. Annenin çocuğun otonomisine karşı geliştirdiği ambivalan (aynı anda birbirine zıt iki duygu) tutum, annenin katı mükemmeliyetçiliği, zorlayıcı tuvalet deneyimleri önemli faktörler olabilir. Bu durumu çocuğun sizlere gönderdiği ilişkinizle ilgili önemli bir sinyal olarak algılamak en doğru yaklaşımdır ve bu noktada çocuk ergen psikiyatrisi devreye girer.

 

YAYGIN GELİŞİMSEL BOZUKLUK

 

Otistik Bozukluk

Asperger Sendromu

Rett Sendromu

Dezintegratif Bozukluk

Başka Türlü Adlandırılamayan Yaygın Gelişimsel Bozukluk hastalık başlıklarını içeren bir bozukluktur.

 

Çocuk ve Ergen psikiyatrisinde erken tanının en önemli sonuçlar doğurduğu acil hastalıklardan birisidir.

Otizm tanısının konulabilmesi için iletişim ve sosyal alanlarda sorunlar olması, yineleyici sınırlı ilgi ve davranışlar olması ve bunların 30 ay öncesinden beri görülüyor olması gerekmektedir.

 

Klinik özellikler;

Yaygın gelişimsel bozukluğu olan her birey diğerinden farklıdır. Bu nedenle buradaki tanımlamalar yol göstericidir.

Bebeklerdeki davranışlar;

Bebeklerin çoğu sakindir, bunlara melek gibi bebekler denebilir, Daha azınlıktaki grup ise gece gündüz bağırır ve sakinleştirilmeleri zordur

Altlarının değiştirilmesinden, giydirilmekten ve yıkanmaktan hoşlanmayabilirler.

Anne ona yaklaştığında kucağa alınma hareketi yapmayabilirler.

Işıklar, parlayan dönen herhangi bir nesne onları büyüleyebilir, ancak öteki bebeklerin ilgisini çeken diğer şeylere kayıtsız kalabilirler.

Çok erken dönemde televizyona ve müziğe aşırı bir ilgi gösterebilirler.

Anneleriyle göz teması kısıtlı olabilir.

Gördükleri ilgilerini çeken şeylere anneye işaretle gösterme ve eğlenceyi paylaşma davranışı yoktur.

Ce yapmak ya da el çırpmak gibi bebek oyunlarında anne babalarının hareketlerini onlarla birlikte yapmazlar.

Normal bebeklerde birinci yaşın sonlarına doğru başlayan olağan konuşma seslerinin tonlama örüntüsü ve çeşitliliği gelişmez

 

Sosyal iletişimde eksiklikler;

Mesafeli olanlar başka insanlar yokmuş gibi davranırlar, seslenildiğinde kendileriyle konuşulduğunda yanıt vermezler.

Yüzlerinde duygu ifadesi azdır, dokunursanız geri çekilebilirler.

Ulaşamadığı bir şey istediklerinde sizi çekerek götürüp, istediğini aldıklarında yeniden görmezden gelebilirler.

Acı çektiğiniz ya da sıkıntıya düştüğünüzde size ilgi ve anlayış göstermezler.

Oyun grubunda arkadaşlarına kayıtsız kalır, onların yanına gitmek ve oyuna katılmaya isteksizdirler.

Edilgen grupta olanlar ise bu derece kayıtsız olmayabilirler. Toplumsal etkinlik başlatmazlar ancak diğer insanlardan da uzaklaşmazlar.

 

İletişimle ilgili bozukluklar;

Otistik bozuklukları olan tüm çocuklar ve yetişkinler iletişim sorunları yaşarlar

Konuşma gelişiminde gecikme ve anormallik çok sık görülür. Konuşma güçlüklerinin şiddeti değişkendir. Yaygın gelişimsel bozukluğu olan her beş çocuktan biri yaşam boyu sessiz kalır. Bunların dışında kalanlarda konuşma gelişir.

 

Konuşmada başkalarının söylediği sözcükleri tekrarlama davranışı olabilir. Bu boş papağan gibi yinelemeye “ekolali” denir. Zamirleri tersine çevirebilirler. Konuşmaların içeriği yineleyici şekilde olabilir ve karşılıklı sohbet havasında değildir. Yanıtları dinlemeden aynı şeyleri defalarca sorabilirler

Konuşmayı anlama yeterli değildir; mecaz, şaka anlama güçlüğü yaşarlar. Seslerin vurgusunda güçlük yaşayabilirler.

 

Taklit etme oyunları ve hayal gücüne dayanan etkinlikler diğer çocuklar gibi gelişmez. Oyuncakları amacına yönelik kullanamazlar. Örneğin bebeğe yemek verme, sallama, uyutmak gibi. Ya da arabaları park etmek, yarıştırmak, ses çıkararak sürmek yerine onları dizmek, tekerleklerini çevirmek gibi.

 

Basit ve yineleyici etkinlikler gösterebilirler. Mekanik sesler dinleme (tencereye kaşıkla vurma)elleri ya da nesneleri gözün yakınında bükme, döndürme, ışıkları açıp kapama, çevrede dönen ya da kendi çevresinde dönen şeyleri izleme. Bazılarının kendi uydurdukları etkinlikler olabilir, aynı oyunu aynı şekilde defalarca oynayabilirler.

Değişime dirençli olabilirler. Mesela her gün aynı yoldan eve gitme,aynı yatağa yatma ,devamlı aynı videoyu seyretmek gibi.

 

STEROTİPİLER

 

Kolları ve elleri kanat çırpar gibi sallama

Sallanma

Aşağı yukarı zıplama

El şaplatma

Parmak ucunda yürüme

Kendi etrafında ya da nesnelerin etrafında dönme

Ellerde garip hareketler

 

 

Normal bebekler yüz ifadeleri de dahil olmak üzere başka insanların eylemlerini taklit etmeye yaşamın ilk yıllarında başlarlar. Otistik çocuklar taklit etmede gecikme ve eksiklik görülür.

 

Dışarıdan işitmiyor izlenimi verebilirler ancak ilgisini çeken bir nesnenin sesine hemen yanıt verebilirler. Ya da yüksek seslerde kulaklarını tıkayarak tepki verebilirler.

Görsel uyarılara da duyarlılıkları olabilir. Hareket eden parlak ve ışıltılı şeylere büyülenebilir, ya da karanlıkta korkusuzca dolaşıp yollarını bulabilirler.

İnsanları da eşyaları da dokunarak, koklayarak, yalayarak tanıma yolunu seçebilirler. Soğuğa ya da sıcağa duyarsız ya da aşırı duyarlı olabilirler.

Yemek seçme, katı ya da sıvı gıdaları reddetme olabilir.

Yaygın gelişimsel bozukluk belirtilerine çocuğunuzda gözlemliyorsanız durumu ertelemek çocuğunuz açısından tedavi başarısını ve gelecekteki hayata uyumunu azaltır. Beyin gelişiminin en hızlı olduğu beş yaşına kadar olan dönemde erken bir eğitim programı ile var olan yapısal eksikliklerin yerine konması, ileride bu hastalıkla birlikte görülebilecek psikiyatrik hastalıklarında ortaya çıkmasını azaltır. Çocuk ve ergen psikiyatrisi tanı ve tedavinin düzenlenmesinde devreye girer.

 

 

ANKSİYETE BOZUKLUKLARI

 

Çocukluk çağında korkular oldukça yaygındır. Oyun döneminde ortaya çıkan canavarlar, oyun hatta latent dönemde görülen karanlık ve hırsız korkuları gibi bu korkuların bir kısmı belli dönemler için normal sayılmaktadır. Diğer yandan bazı psikiyatrik bozukluklar çerçevesinde ortaya çıkan korku koşullara göre şiddeti ve yol açtığı kaçma ve kaçınma davranışlarının özellikleri bakımından normal ölçüyü aşabilir. Çocukluk dönemlerinde bu korkuların değerlendirilmesi ve başa çıkma stratejileri korkuların ileri yaşama büyüyerek taşınmasına engel olur.

 

 SOSYAL FOBİ

 

Kaygıya yol açan sebep sosyal bir ortamda olduğunda ve yoğun utanma duygularına yol açtığında sosyal fobi akla gelmelidir.

Sınıfta arkadaşlarının önünde konuşma, tahtaya yazı yazma, toplum içinde yemek yeme, birileriyle tanıştırılma, okul tuvaletlerini kullanma, öğretmen ya da karşı cinsten arkadaşlarıyla konuşma sırasında yaşanan yoğun kaygı belirtileri gösterirler. Bu ortamlara girmek istemezler. Girdiklerinde ise yoğun bir sıkıntı yaşarlar. Bu sıkıntıya kalp çarpıntısı terleme, kızarma, ses tonunda titreme, boğazda düğümlenme, ateş basması, dona kalma gibi bedensel belirtiler eşlik edebilir.

Sosyal fobide kişinin başlıca korkusu başkalarının yanında küçük düşeceği sıkıntı ya da utanç duyabileceği şeklinde davranacağı ile ilgilidir. Bu yoğun kaygı çocuk ve ergeni bu durumlardan uzak durmaya yöneltir. Sonuçta uzak durduğu ortamlardan kazanacağı deneyimleri kazanma şansını kaybeder ve sosyal becerileri de gelişemez. Derste hak ettikleri başarıyı kendilerini sözlü olarak ifade edemedikleri için gösteremeyebilirler.

 

PANİK BOZUKLUĞU

 

Panik bozukluğunda beklenmedik bir anda ortaya çıkan panik nöbetleri görülür. Bu ataklarda nefes darlığı çarpıntı, göğüs ağrısı, sersemlik, çevreyi olduğundan daha farklı algılama, sıcak ya da soğuk basması, terleme, karın ağrısı, uyuşma, boğuluyor gibi olma gibi belirtiler görülebilir. Bu belirtiler hasta tarafından kalp krizi geçirdiği, boğulduğu gibi bir tehlike sinyali olarak algılandığından kişi ölüm korkusu çıldırma ya da kontrolünü kaybetme gibi duygular yaşar. Hastanın yaşadığı bu atak sıklıkla 10 dakika içinde en yüksek seviyeye ulaşır ve kademeli olarak sonlanır. Hastalar atakların tekrarlayacağı ile ilgili endişe duyabilirler.

 

 

 

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK

 

Obsesyon (saplantı) insanın zihnine zorla giren, kendisine rahatsızlık verdiği ve kaygı yarattığı halde, çabalamasına karşın kendisini kurtaramadığı yineleyen düşünceler, imajlar ve dürtülerdir. Saplantı anlamında kullanılmaktadır. Kompulsiyon ise böyle bir saplantıyı kovmak etkisizleştirmek ve kaygıyı azaltmak için kişinin kendini yapmaktan alıkoyamadığı iradesi dışında tekrarladığı hareketlerdir.

 

Obsesyonların içeriğinde rahatsız edici cinsel içerikli düşünceler, dini içerikli düşünceler, saldırganlık, hastalanma mikrop kapma korkusu olabilir. Bu düşüncelerin yarattığı sıkıntıyı azaltmak için sayı sayma, aşırı temizlik uğraşısı, simetri, sık kontrol etme, aşırı düzenlilik şeklinde davranışlar gösterebilirler.

 

 

Şiddetli semptomlar (belirtiler) hastayı ve ailesini tamamen kuşatabilir. El yıkama, yıkanma uzun saatler alabilir, hatta çocuğun elleri yıpranmış, suda yumuşamış görülebilir. Sayma ve düzenleme kompulsiyonları günün yarısını işgal edebilir ve aktiviteleri tamamlamaya engel olur. Tekrarlayıcı ritüeller (tekrar tekrar aynı şekilde yapılan hareketler) geceden erken sabaha kadar devam edebilir ve uyku süresini birkaç saat kısaltabilir. Tekrar tekrar defterlerini kontrol edebilirler, silip defalarca baştan yazabilirler. Mükemmeliyetçi bir yapıları vardır. Kendilerini sıkıntıya sokacak bir düşünceyi aileleri tarafından yanıtlansa da yineleyici bir şekilde sorabilirler.

 

Ailelerin obsesif kompulsif bozukluk semptomlarına yanıtları kritiktir. Çeşitli yaygın yanıt paternleri (davranış kalıpları) çocukluk obsesif kompulsif bozukluğunun değerlendirilmesinde ve tedavisinde gecikmelere sebep olabilir. Aynı zamanda hastalar semptomların içeriğinin rahatsız edici boyutları sebebiyle semptomları limitli olarak ifade edebilirler. Yinede ciddi bozulmalar nadiren ailelerden saklanır. Aileler tedaviye yanlış bir inanç olarak eğer herkes çocuğun bu semptomlarına razı olur ve yardımcı olursa semptomların ortadan kalkabileceğini düşünürler. Bu şekilde yaklaşan bir aile çocuğun kaygısını azaltmakta etkili olamaz. Çocuk ailesini yalvararak zorlayarak işbirliği yapmaya zorlayabilir. Hasta ve aile kendini patolojik rituellerin arasında bulur. Aile çocuğun isteklerinin ciddi bir rahatsızlığın parçası olduğunu anlamayabilir. Buna ek olarak aileler çocuğun istekleri düşünce ve davranışları komik gereksiz olduğundan bu düşüncelerin sadece gelişim içinde bir faz olduğu şeklinde yanlış bir güvence verebilir. Subklinik obsesyon ve kompulsiyon benzeri davranışları semptom olarak kabul etmeyip minimize edebilirler. Çocuklarının düşünce ve davranışlarındaki kontrolü kaybettiklerini ve hasta olduklarını öğrenmek, aileler için acı ve korku dolu bir andır ancak bu sıkıntılar benzer şekilde çocuklarınıza acı vermektedir. Bu belirtileri çocuğunuzda gözlemliyorsanız çocuk ve ergen psikiyatrisine başvurmanız önemlidir.

 

AYRILIK ANKSİYETESİ BOZUKLUĞU

 

Ayrılık kaygısının temel klinik görünümü evden ya da temel bağlanma figüründen ayrı olunca şiddetli korku ve sıkıntı yaşamasıdır.

   Evden ya da bağlandığı kişilerden ayrıldığında ya da böyle bir ayrılık beklendiğinde yineleyici bir şekilde aşırı sıkıntı duyarlar.

   Bağlandıkları kişileri yitireceğine ya da onların başına bir iş geleceğine ilişkin sürekli ve aşırı bir kaygı duyarlar

    Kaybolmak kaçırılmak gibi kötü bir olayın bağlandığı başlıca kişiden ayrılmasına yol açacağına ilişkin sürekli kaygı duyarlar

    Ayrılma korkusundan dolayı sürekli olarak okula ya da başka bir yere gitmek istememe ya da gitmeyi reddetme davranışı sergilerler.

    Tek başına kalma, evde bağlandığı kişiler olmaksızın kalma ya da kendisi için önemli insanlar olmadan diğer ortamlarda bulunma konusunda isteksizlik gösterme ve bu konuda yoğun bir korku yaşama mevcuttur.

    Bağlandığı kişinin yakınında olmadan uyuyamama olabilir

    Ayrılıkla ilgili kâbuslar görebilirler.

    Bağlandığı kişiden ayrıldığında ya da bir ayrılık beklendiğinde tekrarlayıcı bir şekilde baş ağrısı, karın ağrısı, bulantı ya da kusma gibi fiziksel belirtiler gösterebilirler.

   Annesinden ayrılma deneyimi yaşamamış bir çocuk için okula başlarken belirtiler kendisini çok şiddetli olarak gösterebilir. Okul reddi ve aşırı bedensel şikâyetler aile ve çocuğu tedavi aramaya yönelten en sık sebeplerdir. Ayrılık kaygısı yaşayan çocuklar erişkinlikte depresif bozukluklar ve sosyal fobi ve diğer kaygı bozuklukları geliştirme açısından risk altındadır.

 

YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU

 

Yaygın anksiyete bozukluğu olan çocuklar ve ergenler birçok durumda ve okul başarısı gibi aktivitelerle ilgili yoğun kaygı yaşarlar ve bu kaygıyı kontrol etmeyi güç bulurlar. Bu çocuk ve ergenler gelecekleri, sağlıkları, güvenlikleri ve performansları ile ilgili devamlı, kalıcı ve kontrol edilmesi güç bir kaygı yaşarlar. Bu kaygının yanında huzursuzluk, yorgunluk, dikkati toplamada güçlük, kas gerginliği, uyku bozukluğu gibi belirtilerden en az biri eşlik eder. Sıklıkla mükemmeliyetçidirler ve küçük bir hatayı tam bir başarısızlık olarak yorumlama eğilimleri vardır. Performanslarının mükemmel olmayacağına inandıkları aktivitelerden kaçarlar. Onaylanmaya sık ve fazlaca ihtiyaç duyarlar, doğru ve iyi yaptığı onaylanmadığı sürece işlerinde ilerleme gösteremeyebilirler.

 

SELEKTİF MUTİZM

 

Kişinin konuşma becerisi olduğu halde konuşmamasıdır. Çocuk başkaları yanında sessiz kalmaya karar verir daha doğru bir deyişle konuşacağı kişileri duygusal nedenlere dayanarak seçer. Sıklıkla dört sekiz yaşları arasında ortaya çıkar. Belirtiler ani başlayabilir ya da yavaş yavaş gelişebilir. Sendromun ani başladığı durumlarda dramatik yaşantıların rolü vardır. Yavaş gelişim kişilik özellikleri açısından çekingen, sosyal olarak geri çekilmiş, ürkek, yavaş çocuklarda gözlenir. Bu çocuklar sıklıkla aileleriyle sözlü iletişimi sürdürür ancak okul ve diğer ortamlarda susarlar.

 

BEBEKLİK VE ÇOCUKLUK DÖNEMİNDEKİ BESLENME BOZUKLUKLARI

 

Beslenme ebeveyn çocuk arasındaki çocuğun gelişimini etkileyen önemli günlük etkileşim alanlarından biridir. Beslenme ilişkisi çocuk ebeveyn ilişkisini yansıtır,beslenme ile ilgili çatışmalar sıklıkla ilişkideki çatışmalara işaret eder.

Beslenme bozukluğu olan bebekler çocuk psikiyatristlerine genelde pediatri kliniklerinden yeme reddi, beslenme sırasında çıkan çatışma ve büyüme geriliği nedeniyle yönlendirilir. Besin reddi çoğunlukla kaşığa ve kendi kendilerine beslenmeye geçişin olduğu altı ay ile üç yaş daha sık olarak dokuz ile on-sekiz ay arası ortaya çıkar. Katı gıdalara geçişle birlikte yeme reddi belirginleşir. Öğün sırasında bebek yemekten sadece birkaç lokma alır ve daha fazla yemeyi reddeder. Eğer ebeveyn beslenmeye devam etmeye çalışırsa bebek ağzını açmaz, yiyeceği ve beslenme araçlarını atar ve oyun oynamaya gitmek için yemek sandalyesinden kaçmaya ya da masayı terk etmeye çalışır. Ebeveyn vazgeçene ve etrafta gezinmesine oyun oynamasına izin verene kadar ağlar ve yıkıcı davranışlarını arttırır.

Ebeveynlerin çoğu bu çocukları canlı, oyunu seven, çevreye karşı ilgili ve meraklı olduklarını, fakat acıktıklarını belli etmediklerini ve yemekle ilgilenmediklerini belirtir. Çoğu zaman ebeveynler bebeklerin yetersiz yemesinden ve tartı almamasından dolayı artan endişeye kapılır. Bu sorunu dikkat dağıtma, dil dökme, farklı yiyecekler önerme, oyun sırasında yedirme, gece uykuda besleme, kandırma, rüşvet verme tehdit etme hatta zorla yedirme şeklinde yanlış tutumlarla engellemeye çalışırlar. Bu yöntemler geçici bir çözüm sağlasa bile annelerin bu uygulamaları yeme ihtiyacının içsel uyaran yerine (açlık tokluk) tamamen dışsal uyaran (ebeveyn)tarafından düzenlenmesine neden olur. Sonuç olarak ye(dir)mek ve besle(n)mek ağır bir yük haline gelir.

Bebek anne ilişkisindeki çatışma doğuran bu sorunla başa çıkmada çocuk psikiyatrisi devreye girer.

 

YEME BOZUKLUKLARI
ANOREKSİYA NERVOZA

Anoreksiya nevroza vücut ağırlığının beklenenin %85 inden daha az olmasına yol açan aşırı kilo kaybı, beden algısında bozukluk ve şişman olmakla ilgili yoğun kaygının görüldüğü genelde ergen ve genç kadınlarda görülen önemli oranda morbidite ve mortaliteye (çeşitli hastalıklara veya ölüme) yol açan bir hastalıktır. Tedaviye direnci ve riskleri açısından çocuk ve ergen psikiyatrisi için tanınması ve tedavi edilmesi önemli bir patolojidir.

Bu hastalığın temel psikopatolojik özelliği şişman olma korkusudur ve hasta kilosunun fazla olduğuyla ilgili değiştirilmesi güç bir inanca sahiptir ve bu inancın çoğu hastada aşırı derecede zayıflama olduktan sonrada devam eder.

Tipik olarak önce diyet yapmaya başlar ve diyet önce besin kısıtlanmasıyla başlar ve giderek tüm gıdalarda kısıtlama hatta tamamen yemeyi kesmeye kadar gidebilir. Zayıf olup olmadıklarını anlamak için sıklıkla aynaya bakarlar. Gıda azaltmanın yanında sıklıkla ağır ve yorucu egzersizlere yönelebilirler ya da zamanlarının çoğunu hareket halinde geçirirler.

Bu hastaların vücutlarının şeklini algılamakta sorunları vardır.

Mensturuel (adet dönemi) düzensizlik ve amenore (adet görmeme )görülebilir.

Anoreksiya nevrozada kardiovasküler,hematolojik,gastrointestinal,renal nörolojik,endokrin ve iskelet sisteminde yaşamı tehdit eden komplikasyonlara yol açabilmektedir.Genç çocuğunuzda bu belirtileri gözlemliyorsanız en yakın zamanda bir çocuk ergen psikiyatrisine başvurmak çok önem taşımaktadır.


BULİMİYA NEVROZA


İnsanların yiyebileceğinden daha fazla gıdayı çok daha kısa sürede tüketme ve güçlü bir kontrol kaybı duygusunun eşlik ettiği tıkınırcasına yeme nöbetleri anlamında kullanılmaktadır. Tıkınırcasına yeme nöbetleri vücut şekli ve kilosuyla aşırı ilgili ,normal ve normalin üstünde kiloda kişilerde ortaya çıktığı zaman ve tıkınırcasına yeme nöbetlerinde alınan kalorinin kaybedilmesi için kusma diüretik,yada dışkılamayı arttıran ilaçların alımı gibi çeşitli davranışlar sergilendiğinde ortaya çıkan psikiyatrik tablodur.Bu belirtilerde çocuk ergen psikiyatrisi devreye girer.

Logged

Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Saglik Personeli hamilelik sanat hastaliklar Cilt Bakimi Bilim ve Teknoloji Saglik gebelik Salk ve Tp
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.6 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!