|
angel
|
 |
« : Aralık 16, 2007, 10:40:15 ÖS » |
|
Mythos, söylenen veya duyulan söz, masal, öykü, efsane anlamına gelir (özellikle çok tanrılı bir dinin tanrıları üstüne anlatılan efsane). İlkçağ mythosu laiktir, din adamının değil sanatçının uğraşıdır, anlamı, yön ve biçimi din alanında değil, sanat alanındadır. Logos ise bir yasal düzeni yansıtır. Günümüzde logos-logia herhangi bir araştırma dalında bilgini ve bilimi dile getirmek için kullanılan birer ektir.
Tıpta ve psikiyatride bazı vücut bölgelerinin, bazı hastalık ve komplekslerin adlandırılmasında mitolojide geçen tanrı, yarı tanrı ve diğerlerinin öykü ve isimlerinden yararlanılmıştır. Bunlardan bir kısmını bu bölümde bulacaksınız.
Aphrodite ile Hermes’in oğulları olan Eros sevgiyi, aşkı, sevişmeyi, çoğalmayı, üremeyi, yaratma ve yaratılmayı simgeler. Onun güçlü oklarına kimse dayanamaz. Bu oklar insanların kalbinde hiç sönmeyecek istek ateşleri yakar. Eros’un verdiği zevk çılgınlık derecesindedir, öfkesiyse acı doludur. Freud tarafından tanımlanan Eros kavramı ise zevk alma prensibi ve yaratma gereksinimini içerir.
Psikiyatriye adını veren Psykhe (Ruh) ise Miletos kralının üç kızından en güzelidir. Ancak güzelliği yüzünden Aphrodite’nin kıskançlık ve hışmına uğrar. Oğlu Eros(Sevgi ve Aşk)’tan yardım isteyen Aphrodite Psykhe’nin bir dağa götürülüp orada bir canavarla evlendirilmesini ister. Ancak Eros, Psykhe’yi görünce ona aşık olur ve bir daha ondan ayrılmak istemez (Sevgi ve Aşk, Ruhtan ayrılabilir mi?). Eros, Psykhe’yi bir saraya götürür, ancak ona kendisini göstermez, Psyhkhe’den de kendisini görmek konusunda ısrarcı olmamasını ister. Geceleri karanlıkta Psykhe’nin yanına gelip sevişen ve hava aydınlanmadan önce giden Eros’un yüzünü çok merak eden Psykhe sonunda dayanamaz ve bir gece yağ kandilini yakıp Eros’un yüzünü görmek için eğilir. Bir damla kızgın yağ Eros’un omzuna düşer. Eros uyanır ve görüldüğünü fark edince Psykhe’yi bırakıp gider. Uzun süre birbirini görmeyen sevgililer mutsuzluk ve acı içerisindedirler. Sonunda bu güçlü aşk karşısında Aphrodite yumuşar ve Psykhe’ye tekrar bir araya gelebilmeleri için izin verir. Ancak bunun için Psykhe’den yerine getirilebilmesi çok zor isteklerde bulunur. Bu zor isteklerin gerçekleştirilmesinde Nympa’lar (periler) ve Satyr’ler (cinler) Psykhe’ye yardımcı olurlar. Sonunda ruh sevgiye kavuşur Yoğun sıkıntı, ölüm, delirme gibi korkular, çarpıntı, nefes açlığı, terleme, bulantı, titreme, yanma-üşüme hissi gibi ataklarla seyreden panik bozukluğu, adını yarı insan, yarı keçi PAN’dan alır. Tanrı Hermes’le Nympha Driyop’un oğludur. İnsan yüzlü, sakallı, keçi boynuzlu ve keçi ayaklı Pan küçükbaş hayvanların ve çobanların tanrısıdır. Aslında sevecen, iyi kalpli, yaşama bağlı, çobanları koruyan,kamıştan yapılma kavalını çalmayı seven, güzel su perileri nymphaların peşinden koşan bir tanrı olan Pan insan ve hayvanların uyuduğu ıssız yaz öğlelerinde birdenbire, beklenmedik gürültüler çıkarır. Korku içinde dört bir yana kaçan canlılar PANİK’e kapılırlarmış. Panik bozukluğuna ismini veren Pan aynı zamanda Pan flüte de isim olmuştur. Kişilik gelişiminin 3-7 yaş dönemi Freud tarafından Phallik-Genital dönem olarak adlandırılır. Freud bu yaş döneminde erkek çocuğun annesine karşı duyduğu aşk nedeniyle babası tarafından cezalandırılıp kısırlaştırılacağı korkusu sonucu yaşanan karmaşaya Oidipus kompleksi adını vermiştir.
Bir zamanlar Teb kentinde Kral Layos ve eşi İokaste yaşardı. Her ikisi de tanrı soyundandı. Falcılar Kral Layos’a “bir oğlun olursa, onun elleriyle öleceksin” demişlerdi. Günün birinde bir oğulları oldu. Layos falcının sözlerini hatırladı ve karısına oğullarını hemen boğmasını söyledi. Fakat İokaste’nin ana yüreği buna izin vermedi. Sadık hizmetçilerinden birisine oğlunu dağa götürüp saklamasını, belki bir çobanın onu bulup büyütebileceğini söyledi. Hizmetçi çocuğu Kara Siteron dağındaki otlaklara götürdü.
Orada Korintis Kralı Polib’in çobanına rasladı., çocuğu ona verdi. Çoban çocuğu saraya götürdü. Kral Polib’le karısı Merop’un çocukları yoktu. Kraliçe sarayda çocuğu görünce çok şaşırdı ve bu çocuğun “ölümsüzlerin çocuğu olabileceğini” söyledi ve ekledi “ sakın Tanrılar bu çocuğu bize özellikle biz öldükten sonra kral olsun diye göndermiş olmasınlar” dedi. Ona Oidipus adını verdiler. Zaman içerisinde bir tanrının güzelliğini, aklını, ve gücünü kendinde toplayarak büyüdü. Çocukluk arkadaşı dışında kimse onun kral ve kraliçenin gerçek oğlu olmadığını bilmiyordu. Bir gün sarayda verilen bir şölende herkesten fazla övünüp etrafındakilere meydan okuyunca, içi kin ve kıskançlıkla dolu eski çocukluk arkadaşı gerçeği söyleyiverdi. Bu gerçek bütün ülkeye yayılıverdi. Annesi Merop’a sorduğunda aldığı yanıt ta bu olmuştu. “Eğer bu doğruysa tanrılar bana ne yapmam gerektiğini gösterirler” deyip yollara düştü. Apollon tapınağına geldiğinde rahibe “Talihsiz Oidipus, sen babanın katili, ananın kocası olacaksın” dedi. Bu sözleri duyan Oidipus’un dünyalar başına yıkıldı, çığlıklar atarak tapınaktan fırladı. Çıldırmış gibi giderken dar bir geçitte arabasına oturmuş bir ihtiyarla karşılaştı. Arabanın çevresindekiler “dursana aptal, şöyle kenara çekil de araba geçsin” diye bağırdılar. Yüreği yaralıydı, bu hakarete dayanamadı. “ben kral oğluyum, aptal sizsiniz” deyip kalabalığı iterek ilerlemeye başladı. İhtiyar onu durdurmak için elini uzatınca ihtiyarı arabadan aşağı attı ve ihtiyarın hizmetçilerine saldırdı. İhtiyar ve bir hizmetçisi ölmüştü.
Günlerce yol alan Oidipus bir şehre geldi. Burası Teb şehriydi. Oidipus Teb halkının derin bir üzüntü ve yas içinde olduğunu gördü. Kralları Layos yolda haydutların saldırısına uğramış ve öldürülmüştü. Bundan da kötüsü kentin başına “kadın yüzlü, yarı kartal yarı aslan bir canavar” musallat olmuştu. Canavarla karşılaşıp onu yok eden Oidipus Tep krallığının başına geçti ve ölmüş olan Layos’un karısı ile evlendi. Ülkeyi akıllı bir şekilde bolluk ve huzur içinde yönetti. Fakat günün birinde korkunç bir veba salgını başladı ve binlerce insan öldü. Oidipus, Tanrıların niçin bu ülkeye öfkelendiğini bilgiç kişiden sordurdu. Gelen yanıt şuydu “Teb’te tiksindirici bir kötülük var. Layos’un katili hala bulunamadı, oysa o orada bulunuyor ve ülkeyi kirletiyor”. Oidipus katilin bulunmasını istese de aramalar sonuç vermedi. Sonunda Oidipus, ölümlülerden altı kuşağın yaşadığını gören yaşlı ve ilahi kör Tresias’i buldurdu ve Kral Layos’un katilini sordu. Tresias önce cevap vermek istemedi, ama Oidipus kızıp azarlayınca gerçeği söyledi.
Oidipus allak bullak olmuştu, kendini utanç, suçluluk, günahkarlık, kirlilik içinde hissediyordu. “Ey Teb halkı! Beni bu ülkeden kovun, bana dilediğinizi yapın. Çünkü Tanrılar beni pis ve kötü adam yaptılar. Ancak ölümüm sizi bu ölümden kurtarabilir” dedi.
Tresias, halka Oidipus’a bir şey yapmamalarını söyledikten sonra Oidipus’a şöyle seslendi: “Şimdi sürgün ve serseri olarak yaşayarak günahını ödeyeceksin. Yabancı diyarlarda yabancı olarak öleceksin. Günahların bittikten ve yolculuğun sona erdikten sonra Tanrının kutsal ağaçlı koruluğunda seni dinleniyor gibi görüyorum”. Halk sustu. Kraliçe ise ümitsizlikten çıldırmış, ölmüştü.
Acı ve utanç içindeki Oidipus kendi elleriyle gözlerini oydu. Eski yıtık paçavralara büründü ve yalnızlık içinde yolculuğuna çıktı. Nergis çiçeğine adını veren Narkissos , dağlarda tek başına dolaşan güzel bir delikanlıdır. Dağ perilerinden Ekho ona aşık olur, fakat bir türlü aşkını ifade edemez. Çünkü Ekho hiçbir zaman kendisi konuşamaz, uzaktan, kendisi gözükmeden söylenenlerin son hece veya kelimesini tekrarlayabilirmiş. Narkissos arkadaşlarını ararken “biri var mı burada” diye sorunca Ekho da “burada” diye cevap verir. Bunun üzerine Narkissos “gel” diye seslenir. Ancak kendini beğenmiş Narkissos Ekho’dan hoşlanmaz ve arkasını dönüp çeker gider. Ekho kırgın, üzgün, umutsuz bir halde dağlardaki mağaralara sığınır. Ve o mağaralarda, kendisini hiç kimseye göstermeden duyduğu seslerin son kelime veya hecelerini hala tekrarlayıp durur. Fakat bütün bu olanları öğrenen cezalandırma tanrıçası Nemesis kalpsiz ve kendini beğenmiş Narkissos’u bundan sonra kimseyi beğenip sevmemekle ve bütün aşkını yalnız kendisine yöneltmekle cezalandırır. Bir gün Narkissos dağlarda dolaşırken ağaç ve yeşillikler içinde kaybolmuş bit pınara rastlar. Eğilip su içmek istediğinde suda gördüğü kendisinin hayaline aşık olur. O hayali elde etmek için daha fazla eğilince de suya düşer ve boğulur. Narkissos’un öldüğünü duyan dağ nymphaları güzel delikanlının cesedini bulup görmek isterler. Fakat o güzel Narkissos’un cesedi yerine Nergis çiçeğini bulurlar. Titan soylularından İapetos’la Okeanos’un kızı Klymene’nin 4 oğlundan biridir. Atlas, Menoitios, Prometheus ve Epimetheus. Adı “önceden gören- kahin” anlamına gelen Prometheus için akıl, bilinç, bilim ve özgürlüğün temsilcisi denebilir. Kendisi de bir tanrı olmasına karşın insanların kendi gücünün bilincine varması, egemenliklerini kazanması ve uygarlaşması için Zeus’a karşı gelen ve bu yüzden sonsuza kadar işkence çekecek olan Prometheus’un kardeşlerinin kaderi de korkunçtur. Zeus, Atlas’ı dünyanın ucuna dikip gök kubbeyi omuzlarına yükler, Menoitios’u yıldımıyla çarpıp yerin dibine kapatır, Epimetheus’un başı kadınla belaya girer. Peki Zeus, onlara bu cezaları niye vermiştir. Çünkü İapetos’un oğullarında akıl gücü vardır, akıldan yana üstündürler ve bununla övünüp Zeus’a karşı gelmişlerdir. Onlar akıl gücü ve bilgeliği Zeus’un elinden alıp insanlara vermeye kalkışmışlardır. Oysa öncesinde akılgücü ve bilgelik yalnızca Zeus’da idi ve dünyayı bununla ele geçirmişti. Bu gücü bir başkasında görmek içinde dinmek bilmez bir öfke doğuruyordu.
Prometheus, diğer tanrılar gibi rahatça yaşayabileceği halde Olympos’luların egemenliğine son verip insanları egemen kılmaya çalıştı ve bunun için “ateşi” tanrıların elinden alıp insanlara verdi. Artık insanlarda “ateş- bilgelik- akıl- yaratıcılığı” kullanabilecekti.
Ancak Zeus’un bunu cezalandırmaması düşünülemezdi. Uşakları Kratos-güç ve Via-zorbalık hatta Hermes ve Hephaistos, Prometheus’u Kafkas dağlarının tepesinde bir kayaya zincirlediler. Karaciğeri kartallardan tarafından yendi. Fakat kendisi de ölümsüz bir tanrı olan Prometheus’un ölüp işkenceden kurtulma şansı yoktur. Bu yüzden yaşadığı acı ve ızdırap sonsuza dek sürecektir.
|