|
hemsireler
|
 |
« : Åžubat 04, 2008, 08:59:27 ÖS » |
|
Kalıtımla gelen gizil gücün ilk etkileri annenin döl yatağı içinde gelişen oğulcuk (döllenmiş yumurtanın ilk hâli) ve dölüt üzerinde görülmeye başlar. Zekâ için gerekli olan merkezî sinir sisteminin gelişmesi, döl yatağı içinde başlayıp doğumdan sonra da uzun yıllar sürer. Doğumdan önce, doğum sı¬rasında ya da doğumdan sonra merkezî sinir sisteminin gelişmesini durdu¬ran, yavaşlatan, bozan türlü nedenler zekâ gelişmesini de olumsuz etkiler. Çocukların zekalarıyla ana ya da babalarının zekâları arasındaki kore-lasyon 0.50 civarındadır. Tek yumurta ikizlerinde de benzer sonuçlar bulunmuştur. Ancak bu benzerliğin ne kadarının kalıtıma dayandığı ne kadarının aynı sosyal çevrede yaşamaya bağlı olduğu tartışmalıdır. Yeni doğan normal bir çocukta genel bir gizil güç olarak var olan ve fiz¬yolojik olgunlaşmayla birlikte gelişen zekânın kalıtımdan mı yoksa çevreden mi etkilendiği, araştırmacıların inceleme konusudur. Zekânın kalıtıma bağlı olduğunu savunan görüşte olan araştırmacılar, bir ailenin soy ağacını çıkarıp kuşaklar boyunca aile bireylerini izleyerek üstün zekâlılığın ya da zekâ geriliğinin aynı ailede ne ölçüde olduğunu incelemek-tedirler. Bu konuda, psikoloji kitaplarının çoğunda verilen klasik bir örnek vardır. Martin Kallikak'ın, Amerikan İç Savaşı sırasında geri zekâlı bir kadın¬dan gayrimeşru bir çocuğu olmuştur. Bu çocuğun kuşağından gelen kişiler¬den 1912'ye kadar 480 kişi doğmuştur. Martin Kallikak bu gayrimeşru ilişkisi dışında başka bir kadınla evlenmiş ve bu evlilikten de 1912 yılına kadar ku¬şaktan kuşağa doğanlar 496 kişiyi bulmuştur. Evlilik dışı olan kuşağın deva¬mında beş kuşak boyunca 143 kişi geri zekâlı, 46 kişi normal ve geri kalanlar "şüpheli" ya da "bilinmeyenler" olarak belirlenmiştir. Kallikak ailesinin evli¬likle süren kuşağında ise 496 kişinin hepsi normal zekâlı olarak saptanmıştır. Bu ve buna benzer çalışmalar, kalıtımın zekânın belirlenmesinde önemli rol oynadığını ortaya koymaktadır. Kallikak ailesi üzerinde yapılan bu araştırma¬da çevre koşulları da rol oynadığı hâlde bu koşulların hiç etkisi yokmuş gibi düşünülmüştür. Bu nedenle araştırma sonuçları tartışmalıdır. Araştırmalar kalıtımın zekâ üzerinde oldukça önemli etkisi olduğunu or¬taya koymuştur. Ancak zekâyı belirleyen tek etken kalıtım değildir. Uygun çevre koşulları zekânın gelişebileceği üst sınıra kadar gelişmesini sağlarken uygun olmayan çevre koşulları da zekâ bölümünde düşüşlerin olduğunu or¬taya koymuştur. Zekâ gelişmesinde çevre etkeninin daha önemli olduğunu savunan araş¬tırmacılar, bu sonuca tek yumurta ikizleriyle yaptıkları çalışmalarla varmışlar¬dır. Herhangi bir nedenle büyütülmek üzere farklı ailelerin yanına verilen ikiz çocukların, başlangıçta zekâları ölçülmekte, birkaç yıl sonra yeni ailele¬rin yanında ölçme işlemi yinelenmektedir. İkizlerden biri toplumsal, ekono¬mik, kültürel düzeyi daha iyi, diğeri daha kötü bir ailenin yanında kalmış, iyi çevre koşulları içinde olan çocuğun zekâ puanının diğerinden daha yüksek olduğu görülmüştür. Oysa farklı ailelerin yanına verilmeden önce yapılan testte eşit puan almışlardır. Bu gibi çalışmalar kalıtımın dışında, çevre koşul¬larının da çok önemli olduğunu vurgulamaktadır. Ailenin sosyal, ekonomik ve kültürel durumunun iyi düzeyde olması çocuğun zekâ gelişimini olumlu yönde etkileyen başlıca etkenlerdir. Bunun yanı sıra, çocuğun sevildiğini his¬setmesi, desteklenmesi ve yeteneklerinin geliştirilmeye çalışılması da zekâ gelişimini önemli ölçüde etkiler. Zekânın önemli ölçüde kalıtımla belirlendiği bunun yanı sıra çevrenin de ze¬kânın gelişmesinde etkili olduğu görülmektedir. Ancak ne kadarının çevrenin etkisiyle ortaya çıktığını söylemek güçtür. Her iki etken de her birey için daima vardır ve etkilidir. Bu nedenle çağdaş görüş, zekânın kalıtım ve çevre etkileşi¬mi sonucu belirlendiğini ileri süren "etkileşimci yaklaşımı" benimsemektedir. Doğuştan zeki olmak yeterli değildir. Zekânın gelişmesi için uygun bir çevre de gereklidir. Ancak çevre ne denli uygun olursa olsun doğuştan zekâ geriliği varsa çevrenin bu çocuğu normal düzeye getirmesi mümkün değildir. Araştırmacılar farklı çevrelerde yaşayan ikizlerin zekâ puanlarında en çok 15 puanlık düşüş veya yükselme saptamışlardır. 20 yaşlarındaki zekâ uygun koşullarda ise bütün potansiyelini gerçekleş-tirmiş ham bir zekâdır. Bu dönemden itibaren zekâ aynı hızla ilerlemez, iler-leme hızı düşer. Ancak orta yaş sonlarına kadar zekâ âdeta yaşantılarla işlenir ve olgunlaşır. Yetişkin bir insanın zekâsında 20 yaşın ataklığı, kıvraklığı yok¬tur, ama daha mantıklı ve ölçülü kararlar alınır. 40-50 yaşlarından itibaren ze¬kâ düzeyinde düşmeler görülebilir. Ancak bazı araştırmacılar her yaşta ZB'nin aynı olduğunu tespit etmişlerdir. Bu farklılığın ölçme biçiminden kaynakla¬nabileceği düşünülmektedir. Zekânın işlevinin zayıflamasında insanın zihinsel kapasitesini kullanması¬nın da rolü vardır. Zekâ, kullanıldıkça dinamikliğini korur. Bu sebeple 90 ya¬şında hâlâ pırıl pırıl zekâya sahip insanlar görülebileceği gibi çok erken yaş¬larda zekâ düzeyinin düşmeye başladığı insanlar da görülmektedir.
|